🌨️ Hûd Suresi 61 Ayet Fazileti
60 Hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde bir lânetle izlendiler. Bilin ki, Âd kavmi, gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilin ki, Hud'un kavmi olan Âd, defolup gittiler. 61- Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız daha yoktur.
Hûd Suresi’nin Fazilet ve Sırları. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Cuma günleri Hûd suresini okuyunuz.”(1) Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: “Hûd suresi ve kardeşleri olan Vâkı’a, Hakka, Tekvir, Me’âric sureleri beni ihtiyarlattılar.”(2) Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem
Kuranı Kerimi anlamak, ona göre yaşayabilmek, işte bütün mesele bu. Hûd suresi 116. âyet Adem Uğur meali: Sizden önceki asırlarda yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır (bunlar görevlerini yaptılar).
Kuranı Kerim’de bulunan sürelerden bir taneside Hud süresi ve ayetleridir. Hud süresinin fazileti ve sırları olduğu gibi suresinin önemi’de vardır. Bu Sureyi veye ayetleri okuyan kişilere manevi armağanlar verilir. Çünkü Kur’anı Kerim okumak ŞİFÂ’dır; tüm hastalıklara, ruhî sıkıntılara bir ilaçtır. Kur’an’ın her ayeti birer şifadır. Her ayet her
HÛDSURESİ 61. ayet meali karşılaştırmalı oku, HÛD SURESİ 61. ayet ne anlama geliyor 40dan fazla hocanın meallerini oku. Kuran Mealleri
5ayetinin tefsiri, Hud Suresi أَلَآ إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا۟ مِنْهُ ۚ أَلَا حِينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ۚ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ
El Mucib Esması El-Mucîb ism-i şerifi geçen Kuran Ayetleri. El-Mucîb ile ilgili Ayetler. Hûd Suresi 61. Ayet: Ve ilâ semûde ehâhum sâlihâ(sâlihan), kâle yâ kavmi’budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruhu, huve enşeekum minel ardı vesta’marakum fîhâ festagfirûhu summe tûbû ileyhi, inne rabbî karîbun mucîb(mucîbun).
NisâSuresi 61. Ayet - Kur'an Okuyan. .وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ رَاَيْتَ الْمُنَافِق۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًاۚ ﴿٦١﴾.
Ali İmran Suresi'ni okumanın faziletine dair hadis-i şerifler 61 Allah Teala'nın bazı peygamber ve ademoğullarından niyaz ve duada bulunanların dualarını kabul ettiğine dair ayeti kerimeler 324 Amener Rasulü’nün fazileti hakkında hadis-i şerifler 58 Amme (Nebe') Suresi'nin fazileti 539 Amme Suresi’nin Türkçe okunuşu 538
Hud Suresi / Ayet-61: Enfâl Suresi 62-63. Ayet Anlamı ve Fazileti. 12 Şubat 2021. Haşr Suresi son 5 Ayeti “Lâ yestevî” Okunuşu, Anlamı, Fazileti.
4- Hud Suresi Ayetinin Tefsiri: (إلى الله مرجعكم ۖ وهو على كل شيء قدير) Okuma, Dinleme ve İndirme
61 sure. Medine döneminde inmiştir. 14 âyettir. Sûre, adını 4. âyette geçen “saff” kelimesinden almıştır. Saff, sıra, dizi demektir. Sûrede başlıca, Allah yolunda cihadın fazileti konu edilmektedir. 1. Göklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi Allah’ı tesbih eder. O, üstündür, hikmet sahibidir. Mealleri Kıyasla Sayfada
CYgT. Yunus suresi 57 ayetin vermek istediği mesaj nedir?Yunus suresi, 57. ayet, Fedâilü'l- Kur'an, 8 ve Buhârî, Tevhid, 52 ayet ve hadislerin vermek istediği mesaj nedir. … “Kur'an öyle bir kitaptır ki onu okuyan okumaya doyamaz…” Fedâilü'l- Kur'an, 8. “Kur'an'ı seslerinizle süsleyiniz.” Buhârî, Tevhid, ayet nedir?Yunus Suresi – 57. Ayet Türkçe meali Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet olan Kur'an şifa ayetleri hangileri?1 – Tevbe Suresi 51. Ayet. Kul len yusîbenâ illâ mâ keteballâhu lenâ, huve mevlânâ, ve alâllâhi felyetevekkelil mu'minûnmu'minûne. … 2 – Yûnus Suresi 107. Ayet. … 3 – Hûd Suresi 6. Ayet. … 6 – Fâtır Suresi 2. Şifâun limâ FÎS Sudûri ne demek?Ve yeşfi sudûra kavmin mu'minîn." Allah, mümin bir topluluğun kalplerine şifa versin/gönüllerini ferahlatsın!” et-Tevbe, 14 2."… Ve şifâun limâ fîs sudûri." “… Gönüllerdeki dertlere şifâdır…” Yûnus, 57 …..57 sure hangisi?Hadid Suresi Arapça سورة الحديد, Kur'an'ın 57. suresidir ve 29 ayetten oluşur, ismini 25. ayette geçen ve demir anlamına gelen “hadid” kelimesinden suresi ne anlama gelir?Yûnus sûresinin temel konuları, İslâmî kaynaklarda tevhid, nübüvvet ve âhiret terimleriyle ifade edilen, “bir Allah'a iman ve kulluk etmek, bilgi kaynağı vahiy, vahyin taşıyıcısı ve açıklayıcısı olarak peygamber ve dünya hayatında peygamberin çağrısına uyanlarla uymayanları ebedî âlemde bekleyen âkıbet” canlı ölümü tadacak hangi ayet?Yani daha doğduğumuz andan itibaren, daha ilk soluğumuzla birlikte bedenimize can veren “ruh”umuzun bizleri eninde sonunda terk edeceğini, bunun da en güzel ifadesini Kuran'ın Ali imran suresinin 185. Ayeti en açık şekilde şöyle belirtiyor “Her canlı ölümü tadacaktır.
Hud Suresi, Mekke döneminde inmiştir ve 123 ayettir. Sure, adını içinde söz konusu edilen Hûd peygamberden almıştır. Sure de başlıca tevhit, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve ceza konuları ele alınmakta ve bunlar bazı peygamberlerin kıssalarıyla desteklenmektedir. Hud Suresi Arapça - Türkçe okunuşu ve Hud Suresi meali, konusu ve fazileti Diyanet... - 1735 Güncelleme - 1735 ABONE OL Mushaftaki sıralamada on birinci, iniş sırasına göre elli ikinci sûredir. Yûnus sûresinden sonra, Yûsuf sûresinden önce Mekke döneminin son bir yılı içinde nâzil olmuştur. 12, 17 ve 114. âyetlerinin Medine’de indiği yolundaki görüş müfessirlerin çoğunluğunca kabul edilmemiştir İbn Âşûr, XI, 311; Reşîd Rızâ, XII, 2; Ateş, IV, 291. Hud Suresi Arapça - Türkçe okunuşu ve Hud Suresi meali, konusu ve fazileti Diyanet... HUD SURESİ KONUSU Hûd sûresi hem üslûp hem de içerik bakımından bir önceki Yûnus sûresiyle büyük bir benzerlik göstermektedir. Bu sûrede de ağırlıklı olarak Allah’ın varlığı, birliği, O’nun iradesinin peygamberleri aracılığıyla vahyedildiği gerçeği ve peygamberlik olgusunun gelmiş geçmiş toplumlardaki görünümü ele alınmakta, bazı peygamberlerin kıssalarına Yûnus sûresinde özet olarak, burada ise daha geniş bir şekilde yer verilmektedir. Nûh, Hûd, Sâlih, İbrâhim, Lût, Şuayb ve Mûsâ peygamberlerin kıssaları anlatılmakta; Kur’an’ın mûcize oluşu, öldükten sonra dirilme, hesap ve âhiret hayatıyla ilgili konulara yer verilmektedir. HUD SURESİ FAZİLETİ Hz. Peygamber, “Cuma günü Hûd sûresini okuyunuz” Dârimî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 17 buyurarak sûrenin faziletine, “Hûd sûresi ve kardeşleri beni ihtiyarlattı” meâlindeki hadisiyle de ağır sorumlulukları hatırlatan bir içeriğe işaret etmektedir. Hûd sûresinin kardeşleri aynı hadisin devamında “Vâkıa, Hâkka, Mürselât, Nebe’ ve Tekvîr” sûreleri olarak belirtilmiştir Tirmizî, “Tefsîr”, 57/3297; ayrıca bk. Şevkânî, II, 544; Kurtubî, XI, 1. Bu sûrelerde çok etkileyici bir üslûpla daha önceki peygamberlerin tevhid mücadelesinden kesitler verilmiş ve kıyamet sahnelerinin tasvir edilmiş olmasının Resûlullah’ı kendi sorumluluğu ve özellikle ümmetinin geleceği açısından derinden düşündürmüş olduğu SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞU lam ra kitabün uhkimet ayatühu sümme füssılet mil ledün hakımin habır ta'büdu illellah innenı leküm minhü nezıruv ve beşır enistağfiru rabbeküm sümme tubu ileyhi yümettı'küm metaan hasenen ila ecelim müsemmev ve yü'ti külle zı fadlin fadleh ve in tevellev fe innı ehafü aleyküm azabe yevmin kebır merciuküm ve hüve ala külli şey'in kadır la ninehüm yesunu sudurahüm li yestahfu minh e la hıyne yestağşune siyabehüm ya'lemü ma yüsirrune ve ma yu'linun innehu alımüm bi zatis sudur ma min dabbetin fil erdı illa alellahi rizkuha ve ya'lemü müstekarraha ve müstevdeaha küllün fı kitabim mübın hüvellezı halekas semavati vel erda fı sitteti eyyamiv ve kane arşühu alel mai li yeblüveküm eyyüküm ahsenü amela ve le in kulte inneküm meb'usune mim ba'dil mevti le yekulennellezıne keferu in haza illa sıhrum mübın le in ehharna anhümül azabe ila ümmetim ma'dudetil le yekulünne ma yahbisüh e la yevme ye'tıhim leyse masrufen anhüm ve haka bihim ma kanu bihı yestehziun lein ezaknel insane minna rahmeten sümme neza'naha minh innehu leyeusün kefur lein ezaknahü na'mae ba'de darrae messethü le yekulenne zehebes seyyiatü annı innehu le ferihun fe hur saberu ve amilus salihat ülaike lehüm mağfiratüv ve ecrun kebır lealleke tarikum ba'da ma yuha ileyke ve daikum bihı sadruke ey yekulu lev la ünzile aleyhi kenzün ev cae meahu melek innema ente nezır vallahü ala külli şey'iv vekıl yekulunefterah kul fe'tu bi aşri süverim mislihı müfterayativ ved'u menisteta'tüm min dunillahi in küntüm sadikıyn illem yestecıbu leküm fa'lemu ennema ünzile bi ılmillahi ve el la ilahe illa hu fe hel entüm müslimun kane yürıdül hayated dünya ve zıneteha nüveffi ileyhim a'malehüm fıha ve hüm fıha la yübhasun leyse lehüm fil ahırati illen nar ve habita ma saneu fıha ve batılüm ma kanu ya'm'lun fe men kane ala beyyinetim mir rabbihı ve yetluhü şahidüm minhü ve min kablihı kitabü musa imamev ve rahmeh ülaike yü'minune bih ve mey yekfür bihı minel ahzabi fen naru mev'ıdüh fe la tekü fı miryetim minhü innehül hakku mir rabbike ve lakinne ekseran nasi la yü'minun men azlemü mimmeniftera alellahi keziba ülaike yu'radune ala rabbihim ve yekulül eşhadü haülaillezıne kezebu ala rabbihim e la la'netüllahi alez zalimın yesuddune an sebılillahi ve yebğuneha ıveca ve hüm bil ahırati hüm kafirun lem yekunu mu'cizıne fil erdı ve ma kane lehüm min dunillahi min evliya' yüdaafü lehümül azabv ma kanu yestetıy'unes sem'a ve ma kanu yübsırun hasiru enfüsehüm ve dalle anhüm ma kanu yefterun cerame ennehüm fil ahırati hümül ahserun amenu ve amilus salihati ve ahbetu ila rabbihim ülaike ashabül cenneh hüm fıha halidun ferıkayni kel a'ma vel esammi vel baıyri ves semiy' hel yesteviyani mesela e fe la tezekkerun le kad erselna nuhan ila kamihı innı leküm nezırum mübın la ta'büdu illellah innı ehafü aleyküm azabe yevmin elım kalel meleüllezıne keferu min kavmihı ma nerake illa beşeram mislena ve ma neraket tebeake ilellezıne hüm erazilüna bediyer ra'y ve ma nera leküm aleyna min fadlim bel nezunüküm kazibın 28. Kale ya kavmi eraeytüm in küntü ala beyyinetim mir rabbı ve atanı rahmetem min ındihı fe ummiyet aleyküm e nülzimükümuha ve entüm leha karihun ya kavmi la es'elüküm aleyhi mala in ecriye illa alellahi ve ma ene bi taridillezıne amenu innehüm mülaku rabbihim ve laninnı eraküm kavmen techelun ya kavmi mey yensurunı minellahi in taredtühüm e fela tezekkerun la ekulü leküm ındı hazinüllahi ve la a'lemül ğaybe ve la ekulü innı meleküv ve la ekulü lillezıne tezderı a'yünüküm ley yü'tiyehümüllahü hayra allahü a'lemü bima fı enfüsihim innı izel le minez zalimın ya nuhu kad cadeltena fe ekserte cidalena fe'tina bima teıdüna in künte mines sadikıyn innema ye'tıküm bihillahü in şae ve ma entüm bi mu'cizın la yenfeuküm nushıy in eradtü en ensaha leküm in kanellahü yürıdü ey yuğviyeküm hüve rabbüküm ve ileyhi türceun yekulunefterah kul inifteraytühu fe aleyye icramı ve ene birıüm mimma tücrimun uhıye ila nuhın ennehu ley yü'mine min kavmike illa men kad amene fe la tebteis bima kanu yef'alun fülke bi a'yünina ve vahyina ve la tühatıbnı fillezıne zalemu innehüm muğrakun yasneul fülke ve küllema merra aleyhi meleüm min kavmihı sehıru minh kale in tesharu minna fe inna nesharu minküm kema tesharun sevfe ta'lemune mey ye'tıhi azabüy yuhzıhi ve yehıllü aleyhi azabüm mükıym iza cae emruna ve farat tennuru kulnahmil fıha min küllin zevceynisneyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlü ve men amen ve ma amene meahu illa kalıl kalerkebu fıha bismillahi mecraha ve mürsaha inne rabbı le ğafurur rahıym hiye tecrı bihim fı mevcin kel cibali ve nada nuhunibnehu ve kane fı ma'ziliy ya büneyyerkem meana ve la teküm meal kafirın seavı ila cebeliy ya'sımünı minel ma' kale la asımel yevme min emrillahi illa mer rahım ve hale beynehümel mevcü fe kane minel muğrakıyn kıyle ya erdubleıy maeki ve ya semaü akliıy ve ğıdal maü ve kudıyel emru vestevet alel cudiyyi ve kıyle bu'del lil kavmiz zalimın nada nuhur rabbehu fe kale rabbi innebnı min ehlı ve inne va'dekel hakku ve ente ahkemül hakimın ya nuhu innehu leyse min ehlik innehu amelün ğayru salihın fe la tes'elni ma leyse leke bihı ılm innı eızuke en ketune minel cahilın rabbi innı euzü bike en es'eleke ma leyse lı bihı ılm ve illa tağfirlı ve terhamnı eküm minel hasirın ya nuhuhbıt bi selamim minna ve berakatin aleyke ve ala ümemim mimmem meak ve ümemün senümettiuhüm sümme yemessühüm minna azabün elım min embail ğaybi nuhıyha ileyk ma künte ta'lemühü ente ve la kavmüke min kabli haza fasbirv innel akıbete lil müttekıyn ila adin ehahüm huda kale ya kavmı'büdüllahe ma leküm min ilahin ğayruh in entüm illa müfterun kavmi la es'elüküm aleyhi ecra in ecriye illa alellezı fetaranı e fe la ta'kılun ya kavmistağfiru rabbeküm sümme tubu ileyhi yürsilis semae aleyküm midrarav ve yezidküm kuvveten ila kuvvetiküm ve la tetevellev mücrimın ya hudü ma ci'tena bi beyyinetiv ve ma nahnü bi tarikı alihetina an kavlike ve ma nahnü leke bi mü'minın nekulü illa'terake ba'du alilhetina bi su' kale innı üşhidüllahe veşhedu ennı berıüm mimma tüşrikun dunihı fekıdunı cemıan sümme la tünzırun tevekkeltü alellahi rabbı ve rabbiküm ma min dabbetin illa hüve ahızüm binasıyetiha inne rabbı ala sıratım müstekıym in tevellev fe kad eblağtüküm ma ürsiltü bihı ileyküm ve yestahlifü rabbı kavmen ğayraküm ve la tedurrunehu şey'a inne rabbı ala külli şey'in hafıyz lemma cae emruna necceyna hudev vellezıne amenu meahu bi rahmetim minna ve ncceynahüm min azabin ğalıyz tilke adün cehadu bi ayati rabbihim ve asav rusülehu vettebeu emra külli cebbarin anıd ütbiu fı hazihid dünya la'netev ve yevmel kıyameh e la inne aden keferu rabbehüm e la bu'del li adin kavmi hud ila semude ehahüm saliha kale ya kavmı'büdüllahe maleküm min ilahin ğayruh hüve enşeeküm minel erdı vesta'meraküm fıha festağfiruhü sümme tubu ileyh inne rabbı karıbüm mücıb ya salihu kad künte fına mercüvven kable haza etenhana en na'büde ma ya'büdü abaüna ve innena le fı şekkim mimma ted'una ileyhi mürıb ya kavmi eraeytüm in küntü ala beyyinetim mir rabbı ve atanı minhü rahmetem fe mey yensurunı minellahi in asaytühu fe ma tesıdunenı ğayra tahsır ya kavmi hazihı nakatüllahi leküm ayeten fezeruha te'kül fı erdıllahi ve la temessuha bi suin fe ye'huzeküm azabün karıb akaruha fe kale metetteu fı dariküm selasete eyyam zalike va'dün ğayru mekzub cae emruna necceyna salihav vellezıne amenu meahu bi rahmetim minna ve min hızyi yevmiiz inne rabbeke hüvel kaviyyül azız ehazellezıne zalemüs sayhatü fe asbehu fı diyarihim casimın el lem yağnev fıha e la inne semude keferu rabbehüm e la bu'del li semud le kad cet rusülüna ibrahıme bil büşra kalu selama kale selamün fe ma lebise en cae bi ıclin hanız raa eydiyehüm la tesılu ileyhi nekirahüm ve evcese minhüm hıyfeh kalu la tehaf inna ürsilna ila kavmi lut kaimetün fe dahıket fe beşşernaha bi ishaka ve miv verai ishaka ya'kub ya veyleta e elidü ve ene acuzüv ve haza ba'li şeyha inne haza le şey'ün acıb e ta'cebıne min emrillahi rahmetüllahi ve berakatühu aleykum ehlel beyv innehu hamıdüm mecıd zehebe an ibrahımer rav'u ve caethül büşra yücadilüna fı kavmi lut ibrahıme le halımün evvahüm münıb ibrahımü a'rıd an haza innehu kad cae emru rabbik ve innehüm atıhüm azabün ğayru merdud lemma caet rusülüna lutan sıe bihim ve daka bihim zer'av ve kale haza yevmün asıyb caehu kavmühu yühraune ileyhi ve min kablü kanu ya'melunes seyyiat kale ya kavmi haülai benatı hünne atheru leküm fettekullahe ve la tuhzuni fı dayfı e leyse minküm racülür raşıd le kad alimte ma lena fı benatike min hakk ve inneke le ta'lemü ma nurıd lev enne lı biküm kuvveten ev avı ila ruknin şedıd ya lutu inna rusülü rabbike ley yesılu ileyke fe esri bi ehlike bi kıd'ım minel leyli ve la yeltefit minküm ehadün illemraetek innehu müsıybüha ma esabehüm inne mev'ıdehümüs subh e leyses bi karıb cae emruna cealna aliyeha safileha ve emtarna aleyha hıcaratem min siccılim mendud ınde rabbik ve ma hiye minez zalimıne bi beıyd ila medyene ehahüm şüayba kale ya kavmı'büdüllahe maleküm min ilahin ğayruhv ve la tenkusul mikyale vel mızane innı eraküm bi hayriv ve innı ehafü aleyküm azabe yevmim mühıyt ya kavmi evfül mikyale vel mızane bil kıstı ve la tebhasün nase eşyaehüm ve la ta'sev fil erdı müfsidın hayrul leküm in küntüm mü'minın ve ma ene aleyküm bi hafıyz ya şüaybü e salatüke te'müruke en netruke ma ya'büdü abaüna ev en nef'ale fı emvalina ma neşa' inneke le entel halımür raşıd ya kavmi eraeytüm in küntü ala beyyinetim mir rabbı ve razekanı minhü rizkan hasena ve ma ürıdü en ühalifeküm ila ma enhaküm anh in ürıdü illel ıslaha mesteta't ve ma tevfıkıy illa billah aleyhi tevekkeltü ve ileyhi ünıb ya kavmi la yecrimenneküm şikakıy ey yüsıybeküm mislü ma esabe kavme nuhın ev kavme hudin ev kavme salıh ve ma kavmü lutım minküm bi beıyd rabbeküm sümme tubu ileyh inne rabbı rahıymüv vedud ya şüaybü ma nefkahü kesıram mimma tekulü ve inna le nerake fına daıyfa ve lev la rahtuke le racemnake ve ma ente aleyna bi aziz ya kami erahtıy eazzü aleyküm minellha vettehaztümuhü veaeküm zıhriyya inne rabbı bi ma ta'melune mühıyt ya kavmı'melu ala mekanetiküm innı amil sevfe ta'lemune mey ye'tıhi azabüy yuhzıhi ve men hüve kazib vertekıbu innı meaküm rakıyb lemma cae emruna necceyna şüaybev vellezıne amenu meahu bi rahmetim minna ve ehazetillezıne zalemus sayhatü fe asbehu fı diyarihim casimın lem yağnev fıha ela bu'del li medyene kema beıdet semud le kad erselna musa bi ayatina ve sültanim mübın fir'avne ve meleihı fettebeu emra fir'avn ve ma emru fir'avne bi raşıd kavmehu yevmel kıyameti fe evradehümün nar ve bi'sel virdül mevrud ütbiu fı hazihı la'netev ve yevmel kıyameh bi'ser rifdül merfud min embail kur nekussuhu aleyke minha kaimüv ve hasıyd ma zalemnahüm ve lakin zalemu enfüsehüm fe ma ağnet anhüm alihetühümülteı yed'une min dunillahi min şey'il lemma cae meru rabbik ve ma zaduhüm ğayra tetbıb kezalike ahzü rabbike iza ehazel kura ve hiye zalimeh inne ahzehu elimün şedıd fı zalike le ayetel li men hafe azabel ahırah zalike yevmim meşhud ma nüehhıruhu illa li ecelim ma'dud ye'ti la tekellemü nefsün illa bi iznih fe minhüm şekıyyüv ve seıyd emmellezıne şeku fe fin nari lehüm fıha zefıruv ve şehiyk fıha madametis semavatü vel erdu illa ma şae rabbük inne rabbeke fe'alül lima yürıd emmellezıne süıdu fe fil cenneti halidıne fıha madametis semavatü vel erdu illa ma şae rabbük ataen ğayra meczuz la tekü fı miryetim mimma ya'büdü haüla' ma ya'büdune illa kema ya'büdü abaühüm min kabl ve inna le müveffuhüm nesıybehüm ğayra menkus le kad ateyna musel kitabe fahtülife fıh ve lev la kelimetün sebekat mir rabbike le kudiye beynehüm ve innehüm le fı şekkim minhü mürıb inne külül lemma leyüveffiyennehüm rabbüke a'malehüm innehu bima ya'melune habır kema ümirte ve men tabe meake ve la tatğav innehu bi ma ta'melune besıyr la terkenu ilellezıne zalemu fe temessekümün naru ve maleküm min dunillahi min evliyae sümme la tünsarun ekımıs salate tarafeyin nehari ve zülefem minel leylv innel hasenati yüzhibnes seyyiat zalike zikra liz zakirın fe innellahe la yüdıy'u ecral muhsinın lev la kane minel kuruni min kabliküm ülu bekıyyetiy yenhevne anil fesadi fil erdı illa kalılem mimmen enceyna minhüm vettebeallezıne zalemu ma ütrifu fıhi ve kanu mücrimın ma kane rubbüke li yühlikel kura bi zulmiv ve ehlüha muslihun lev şae rabbüke le cealen nase ümmetev vahıdetev ve la yezalune muhtelifın mer rahıme rabbük ve li zalike halekahüm ve temmet kelimetü rabbike le emleenne cehenneme minel cinneti ve nasi ecmeıyn küllen nekussu aleyke mir embair rusüli ma nüsebbitü bihı füadek e caeke fı hazihil hakku ve emv'ızatü ve zikra lil mü'minın kul lillezıne la yü'minuna'melu ala mekanetiküm inna amilun inna müntezırun lillahi ğaybüs semavati vel erdı ve ileyhi yürceul emru küllühu fa'büdhü ve tevekkel aleyh ve ma rabbüke bi ğafilin amma ta'melun HUD SURESİ ARAPÇA OKUNUŞU HUD SURESİ ARAPÇA OKUNUŞU DEVAMI İÇİN TIKLAYIN HUD SURESİ MEALİ Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıylaElif Lâm Râ. Bu Kur'an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi bulunan ve her şeyden hakkıyla haberdar olan Allah tarafından muhkem eksiksiz, sağlam ve açık kılınmış, sonra da Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayrı ayrı açıklanmış bir kitaptır. De ki "Şüphesiz ben size O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim." ﴾1-2﴿ Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O'na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye ömrünüzün sonuna kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum. ﴾3﴿ Dönüşünüz ancak Allah'adır. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. ﴾4﴿ İyi bilin ki onlar, O'ndan gizlenmek için, kalplerindeki düşmanlığı gizliyorlar. Yine iyi bilin ki, elbiselerine büründükleri zaman bile, Allah onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, göğüslerin özünü kalplerde olanı hakkıyla bilendir. ﴾5﴿ Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a âit olmasın. Her birinin dünyada duracakları yeri de, öldükten sonra emaneten konulacakları yeri de o bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta Levh-i Mahfuz'da yazılı dır. ﴾6﴿ O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde altı evrede yaratandır. Böyle iken "Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz" desen, inkarcılar "Mutlaka bu apaçık bir büyüdür" derler. ﴾7﴿ Andolsun, biz onlardan azabı belirli bir süreye kadar geciktirsek, o zaman da mutlaka "Onu ne alıkoyuyor?" derler. İyi bilin ki, azap onlara geleceği gün, kendilerinden bir daha uzaklaştırılmaz ve alay etmekte oldukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatmış olur. ﴾8﴿ Eğer insana tarafımızdan bir rahmet nimet tattırır da, sonra bunu ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir. ﴾9﴿ Ama kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak mutlaka, "Kötülükler benden gitti" diyecektir. Çünkü o şımarık ve böbürlenen biridir. ﴾10﴿ Ancak sabredip salih amel işleyenler böyle değildir. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. ﴾11﴿ Ey Muhammed! Belki de sen, müşriklerin "Ona bir hazine indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!" demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını gözardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir. ﴾12﴿ Yoksa "onu Kur'an'ı uydurdu" mu diyorlar? De ki "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah'tan başka gücünüzün yettiklerini de yardıma çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sûre getirin." ﴾13﴿ Eğer size bu konuda cevap veremedilerse, bilin ki o Kur'an ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz? ﴾14﴿ Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar. ﴾15﴿ İşte onlar, kendileri için âhirette ateşten başka bir şey olmayan kimselerdir. Dünyada yaptıkları şeyler, orada boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmakta oldukları da boş şeylerdir. ﴾16﴿ Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir? Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit Kur'an ve bir de ondan Kur'an'dan önce bir önder ve bir rahmet olarak indirilmiş olan Mûsâ'nın kitabı Tevrat desteklemektedir. İşte bunlar ona Kur'an'a inanırlar. Gruplardan her kim onu inkar ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından bildirilmiş gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar. ﴾17﴿ Kim Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? İşte bunlar, Rablerine arz edilecekler ve şâhitler de, "Rablerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır" diyeceklerdir. Biliniz ki, Allah'ın lâneti zalimler üzerinedir. ﴾18﴿ Onlar halkı Allah yolundan alıkoyan ve onu eğri ve çelişkili göstermek isteyen kimselerdir. Hem de onlar ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir. ﴾19﴿ Onlar yeryüzünde Allah'ı âciz bırakabilecek değillerdir. Onların Allah'tan başka sığınabilecekleri bir yardımcıları da yoktur. Azap onlar için kat kat artırılacaktır. Çünkü onlar gerçekleri işitmeğe tahammül edemiyorlar, hem de görmüyorlardı. ﴾20﴿ İşte bunlar, kendilerini ziyana uğratan kimselerdir. Uydurmakta oldukları şeyler de kendilerini yüz üstü bırakıp kaybolup gitmiştir. ﴾21﴿ Şüphesiz bunlar ahirette en çok ziyana uğrayanlardır. ﴾22﴿ İman edip, salih ameller işleyen ve Rablerine gönülden bağlananlara gelince, işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır. ﴾23﴿ Bu iki zümrenin durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir. Bunların durumları hiç birbirlerine denk olur mu? Hâlâ düşünmez misiniz? ﴾24﴿ Andolsun, biz Nûh'u kavmine peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım." ﴾25﴿ "Allah'tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum." ﴾26﴿ Kavminin inkâr eden ileri gelenleri, "Biz, senin ancak bizim gibi bir insan olduğunu görüyoruz. İlk bakışta sana uyanların da ancak en aşağılıklarımızdan ibaret olduğunu görüyoruz. Sizin bize karşı herhangi bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine sizin yalancı kimseler olduğunuzu sanıyoruz" dediler. ﴾27﴿ Nûh dedi ki "Ey Kavmim! Söyleyin bakalım; şâyet ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O kendi katından bana bir rahmet vermiş de, siz ona karşı kör kalmışsanız, onu istemediğiniz halde, biz sizi ona zorlayacak mıyız?" ﴾28﴿ "Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah'a âittir. Ben o iman edenleri teklifinize uyarak kovacak da değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizin bilgisizce davranan bir toplum olduğunuzu görüyorum." ﴾29﴿ "Ey kavmim! Eğer ben onları kovarsam, beni Allah'tan kim koruyabilir? Hiç düşünmüyor musunuz?" ﴾30﴿ Size ben, "Allah'ın hazineleri yanımdadır", demiyorum; gaybı da bilmem. "Ben bir meleğim" de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, "Allah onlara asla hiçbir hayır vermez" de diyemem. Allah onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum. ﴾31﴿ Dediler ki "Ey Nûh! Bizimle tartıştın ve tartışmayı uzattın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi kendisiyle bizi tehdit ettiğin azabı getir." ﴾32﴿ Nûh dedi ki "Onu size, dilerse ancak Allah getirir ve siz Allah'ı âciz bırakamazsınız." ﴾33﴿ Ben size öğüt vermek istesem de, eğer Allah sizi azdırmak istemişse, öğüdüm size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz. ﴾34﴿ Ey Muhammed! Yoksa "Onu Kur'an'ı kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki "Eğer onu uydurmuşsam, suçum bana âittir. Ben de sizin işlemekte olduğunuz suçlardan uzağım." ﴾35﴿ Nûh'a vahyolundu ki "Kavminden daha önce iman etmiş olanlardan başka, artık hiç kimse iman etmeyecek. O halde, onların yapmakta oldukları şeylerden dolayı üzülme." ﴾36﴿ "Gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulacaklardır." ﴾37﴿ Nûh gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki "Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz." ﴾38﴿ Artık, geldiği kimseyi rezil eden azabın kime geleceğini, kimin üzerine sürekli bir azabın ineceğini ileride anlayacaksınız. ﴾39﴿ Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca sular coşup taşınca Nûh'a dedik ki "Her cins canlıdan erkekli dişili birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle." Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti. ﴾40﴿ Nûh, "Binin ona. Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." dedi. ﴾41﴿ Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nûh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna, "Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkârcılarla birlikte olma" diye seslendi. ﴾42﴿ O, "Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" dedi. Nûh, "Bugün Allah'ın rahmet ettikleri hariç, onun azabından korunacak hiç kimse yoktur" dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu. ﴾43﴿ "Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu" denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî'ye oturdu ve "Zalimler topluluğu Allah'ın rahmetinden uzak olsun!" denildi. ﴾44﴿ Nûh Rabbine seslenip şöyle dedi "Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va'din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin." ﴾45﴿ Allah, "Ey Nûh! O asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. O halde hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben sana cahillerden olmamanı öğütlerim" dedi. ﴾46﴿ Nûh, "Rabbim! Şüphesiz ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum" dedi. ﴾47﴿ Ona denildi ki "Ey Nûh! Sana ve seninle birlikte bulunanlardan birçok ümmete bizden esenlik ve bereketlerle gemiden in. Daha bir takım ümmetler de olacak ki, biz onları dünyada yararlandıracağız. Sonra da bizden kendilerine elem dolu bir azap dokunacak." ﴾48﴿ İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanların olacaktır. ﴾49﴿ Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u gönderdik. Hûd şöyle dedi "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Ondan başka sizin hiçbir ilahınız yoktur. Siz, sadece iftira ediyorsunuz." ﴾50﴿ "Ey kavmim! Ben buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, ancak beni yaratana âittir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?" ﴾51﴿ "Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin." ﴾52﴿ Dediler ki "Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle ilahlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana iman edecek de değiliz." ﴾53﴿ Biz sadece şunu söyleriz "Seni, ilahlarımızdan biri fena çarpmış." Hûd dedi ki "İşte ben Allah'ı şâhit tutuyorum. Siz de şâhit olun ki, ben sizin Allah'ı bırakıp da O'na ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Haydi hepiniz toptan bana tuzak kurun, sonra da bana göz açtırmayın." ﴾54-55﴿ "İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah'a dayandım. Yer-yüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir." ﴾56﴿ "Eğer yüz çevirirseniz; bilin ki ben, benimle gönderileni size tebliğ ettim. Rabbim dilerse sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz ona bir zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim, her şeyi koruyup gözetendir." ﴾57﴿ Helâk emrimiz gelince, Hûd'u ve beraberindeki iman etmiş olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Onları ağır bir azaptan kurtardık. ﴾58﴿ İşte Âd kavmi! Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler. Onun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular! ﴾59﴿ Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lanete uğratıldılar. Biliniz ki Âd kavmi, Rablerini inkâr etti. Yine biliniz ki Hûd'un kavmi Âd Allah'ın rahmetinden uzaklaştı. ﴾60﴿ Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i peygamber gönderdik. Dedi ki "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yok. O sizi yeryüzünden topraktan yarattı ve sizi oranın imarında görevli ve buna donanımlı kıldı. Öyle ise ondan bağışlanma dileyin; sonra da ona tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir. ﴾61﴿ Onlar şöyle dediler "Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz." ﴾62﴿ Salih dedi ki "Ey kavmim! Söyleyin bakayım, eğer ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde isem ve bana tarafından bir rahmet peygamberlik vermişse ona karşı geldiğim takdirde beni Allah'dan kim koruyabilir? Demek ki zarara uğratmaktan başka bana katkınız olmaz." ﴾63﴿ "Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın dişi bir devesi. Bırakın onu, Allah'ın arzında yayılıp otlasın. Ona kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar." ﴾64﴿ Derken onu kestiler. Salih dedi ki "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. Sonra helak olacaksınız. İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir." ﴾65﴿ Helâk emrimiz geldiğinde Salih'i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helaktan ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. ﴾66﴿ Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar. ﴾67﴿ Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Rablerini inkâr etti. Yine biliniz ki Semûd kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştı. ﴾68﴿ Andolsun, elçilerimiz melekler, İbrahim'e müjde getirip "Selâm sana!" dediler. O, "Size de selâm" dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi. ﴾69﴿ Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içinde bir korku duydu. Dediler ki "Korkma, çünkü biz Lût kavmine gönderildik." ﴾70﴿ İbrahim'in karısı ayakta idi. Bu sözleri duyunca güldü. Ona da İshak'ı müjdeledik; İshak'ın arkasından da Yakûb'u. ﴾71﴿ Karısı, "Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı ve bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Gerçekten bu çok şaşılacak bir şey!" dedi. ﴾72﴿ Melekler, "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketi size olsun ey peygamber ocağının ev halkı! Şüphesiz O övülmeye layıktır, şanı yücedir." dediler. ﴾73﴿ İbrahim'in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lût kavmi hakkında bizim elçilerimizle tartışmaya başladı. ﴾74﴿ Çünkü İbrahim çok içli ve Allah'a yönelen bir kimseydi. ﴾75﴿ Elçilerimiz, "Ey İbrahim bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri kesin olarak gelmiştir. Şüphesiz onlara geri döndürülemeyecek bir azap gelecektir" dediler. ﴾76﴿ Elçilerimiz Lût'a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı ve "Bu çok zor bir gün" dedi. ﴾77﴿ Kavmi, konuklarıyla çirkin ilişkide bulunmak üzere ona doğru koşa koşa geldiler. Zaten onlar önceden de bu tür çirkin işleri yapıyorlardı. Lût dedi ki "Ey Kavmim! İşte kızlarım. Onlarla nikahlanmanız sizin için daha temizdir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve konuklarıma karşı beni rezil etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?" ﴾78﴿ Onlar, "İyi biliyorsun ki kızlarında bizim gözümüz yok. Sen bizim ne istediğimizi çok iyi biliyorsun" dediler. ﴾79﴿ Lût da "Keşke size karşı koyacak bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim" dedi. ﴾80﴿ Konukları şöyle dedi "Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. Onu bırak. Çünkü onların kavminin başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!" ﴾81﴿ Azap emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir. ﴾82-83﴿ Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber gönderdik. O şöyle dedi "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizi bolluk içinde görüyorum. Ben sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum." ﴾84﴿ "Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın." ﴾85﴿ "Eğer inanan kimselerseniz Allah'ın bıraktığı helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin başınızda bir bekçi değilim." ﴾86﴿ Dediler ki "Ey Şu'ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın." ﴾87﴿ Şu'ayb şöyle dedi "Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!... Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince sizi düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben sadece ona tevekkül ettim ve sadece ona yöneliyorum." ﴾88﴿ "Ey Kavmim! Bana karşı olan düşmanlığınız, Nûh kavminin veya Hûd kavminin, yahut Salih kavminin başına gelenin benzeri gibi bir felaketi sakın sizin de başınıza getirmesin. Ve unutmayın ki Lût kavmi sizden uzak değildir." ﴾89﴿ "Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir." ﴾90﴿ Dediler ki "Ey Şu'ayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin." ﴾91﴿ Şu'ayb şöyle dedi "Ey kavmim! Benim kabilem sizce Allah'tan daha itibarlı mı ki, O'na sırt çevirdiniz. Şüphesiz Rabbim sizin yaptıklarınızı kuşatmıştır." ﴾92﴿ "Ey Kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de elimden geleni yapacağım. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum." ﴾93﴿ Azap emrimiz gelince, Şu'ayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çökekaldılar. ﴾94﴿ Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semûd kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı. ﴾95﴿ Andolsun, biz Mûsâ'yı âyetlerimizle ve apaçık bir mucize ile Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber gönderdik de ileri gelenler Firavun'un emrine uydular. Halbuki Firavun'un emri doğru değildi. ﴾96-97﴿ Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası! ﴾98﴿ Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lanete uğratıldılar. Ne kötü destektir onlara verilen destek! ﴾99﴿ Ey Muhammed! Bunlar o memleketlerin haberlerinden bazılarıdır. Onları sana anlatıyoruz. Onlardan ayakta duranlar da var, yıkılıp gidenler de. ﴾100﴿ Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin azap emri gelince Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları kendilerine hiçbir fayda sağlamadı. İlahları onların sadece ziyanlarını artırdı. ﴾101﴿ Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz onun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir. ﴾102﴿ Şüphesiz, ahiret azabından korkanlar için bunda bir ibret vardır. Bu, insanların hesap ve ceza için toplanacakları bir gündür. Bu, herkesin toplanıp bir araya geleceği bir gündür. ﴾103﴿ Biz onu ancak belirli bir zamana kadar erteliyoruz. ﴾104﴿ O gün geldiği zaman Allah'ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz cehennemlik olanlar da vardır, mutlu cennetlik olanlar da. ﴾105﴿ Mutsuz olanlara gelince; cehennemdedirler. Onların orada şiddetli bir soluyuşları vardır. ﴾106﴿ Onlar, gökler ve yerler durdukça orada ebedi olarak kalacaklardır. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Şüphesiz Rabbin istediğini yapandır. ﴾107﴿ Mutlu olanlara gelince, gökler ve yerler durdukça içinde ebedi kalmak üzere cennettedirler. Ancak Rabbinin dilemesi başka. Bu onlara ardı kesilmez bir lütuf olarak verilmiştir. ﴾108﴿ Ey Muhammed! Şunların taptıkları şeylerin batıl olduğu konusunda şüpheye düşme. Onlar sadece, daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara azaptan paylarını eksiksiz olarak tastamam vereceğiz. ﴾109﴿ Andolsun, biz Mûsâ'ya Kitab'ı Tevrat'ı vermiştik de onun hakkında ayrılığa düşülmüştü. Eğer daha önce Rabbinin bir sözü geçmemiş olsaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Onlar da müşrikler de o Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler. ﴾110﴿ Şüphesiz Rabbin onların her birine, yaptıklarının karşılığını tastamam verecektir. Şüphesiz Rabbin onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. ﴾111﴿ Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür. ﴾112﴿ Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez. ﴾113﴿ Ey Muhammed! Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür. ﴾114﴿ Sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükafatını zayi etmez. ﴾115﴿ Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler insanları yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular. ﴾116﴿ Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helak etmez. ﴾117﴿ Rabbin dileseydi insanları aynı inanca bağlı tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan suçlularla dolduracağım" sözü kesinleşti. ﴾118-119﴿ Ey Muhammed! Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü'minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir. ﴾120﴿ İman etmeyenlere de ki "Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız." ﴾121﴿ "Bekleyin, biz de bekleyeceğiz." ﴾122﴿ Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a mahsustur. Bütün işler ona döndürülür. Öyle ise ona kulluk et ve ona tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. ﴾123﴿
Meal Ayet Arapça وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًاۢ قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ ف۪يهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِۜ اِنَّ رَبّ۪ي قَر۪يبٌ مُج۪يبٌ Türkçe Okunuşu * Ve-ilâ śemûde eḣâhum sâlihâanc kâle yâkavmi-’budûAllâhe mâ lekum min ilâhin ġayruhus huve enşeekum mine-l-ardi vesta’merakum fîhâ festaġfirûhu śümme tûbû ileyhic inne rabbî karîbun mucîbun 1. Ömer Çelik Meali Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i peygamber gönderdik. Onlara şöyle dedi “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin için O’ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O, sizi topraktan yarattı ve sizin yeryüzünde ömür sürüp, orayı îmâr etmenizi istedi. O halde O’ndan bağışlanma dileyin; sonra O’na tevbe edin. Çünkü Rabbim kullarına çok yakındır; onların istek ve dualarına muhakkak cevap verir.” 2. Diyanet Vakfı Meali Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i gönderdik. Dedi ki Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. O sizi yerden topraktan yarattı. Ve sizi orada yaşattı. O halde O'ndan mağfiret isteyin; sonra da O'na tevbe edin. Çünkü Rabbim kullarına çok yakındır, dualarını kabul edendir. 3. Diyanet İşleri Eski Meali Semud milletine kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sizi yeryüzünde yaratıp orayı imar etmenizi dileyen O'dur. Öyleyse O'ndan mağfiret dileyin, sonra da O'na tevbe edin. Doğrusu Rabbim size yakın ve duaları kabul edendir" dedi. 4. Diyanet İşleri Yeni Meali Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i peygamber gönderdik. Dedi ki “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yok. O, sizi yeryüzünden topraktan yarattı ve sizi oranın imarında görevli ve buna donanımlı kıldı. Öyle ise O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir. 5. Elmalılı Hamdi Yazır Meali Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız daha yoktur. Sizi topraktan O meydana getirdi. Sizi orada ömür sürmeye O memur etti. Bu sebepten O'nun mağfiretini isteyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, dualarınızı kabul eder." 6. Elmalılı Meali Orjinal Meali Semûda da kardeşleri Sâlihi gönderdik, dedi ey kavmim! Allaha kulluk edin sizin ondan başka bir ilâhınız daha yok, sizi Arzdan o neş'et ettirdi ve onda ı'mar ve omrana sizi o ıkdar ve me'mur etti, onun için onun mağrifetini isteyin, sonra ona tevbe ile müracaat edin her halde rabbınız, yakındır, mücibdir 7. Hasan Basri Çantay Meali Semuud'a biraderleri Saalih'i gönderdik. Dedi ki Ey kavmim, Allaha kulluk edin. Sizin Ondan başka hiç bir Tanrınız yokdur. O, sizi toprakdan meydana getirdi, sizi orada ömür geçirmiye yahud i'maara me'mur etdi. O halde Ondan mağfiret isteyin, sonra Ona tevbe edin hep Ona dönün. Şübhesiz ki Rabbim in rahmeti çok yakındır; O, duaları da kabul edendir». 8. Hayrat Neşriyat Meali Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i gönderdik. Dedi ki “Ey kavmim! Allah'a ibâdet edin; sizin için O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, sizi yerden topraktan yarattı ve sizin orayı i'mâr etmenizi ve orada ömür sürmenizi istedi; öyle ise O'ndan mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe edin! Şübhesiz ki Rabbim, Karîb kullarına pek yakındır, Mücîbduâlarına mutlaka cevab verendir.” 9. Ali Fikri Yavuz Meali Semûd kavmine de soyca kardeşleri sâlih'i gönderdik. onlara de ki “- Ey kavmim! Allah'a ibadet edin. Sizin ondan başka hiç bir ilâhınız yoktur. Sizi topraktan o yarattı ve sizi orada imar yapmaya ömür sürmeye memur etti. O halde, ondan mağfiret isteyin. Sonra tevbe edip ona yönelin. Muhakkak ki Rabbim, müminlere rahmetiyle yakındır, duaları kabul edicidir.” 10. Ömer Nasuhi Bilmen Meali Semûd'a da kardeşleri olan Sâlih peygamber gönderilmiştir. Dedi ki Ey kavmim! Allah Teâlâ'ya ibadet ediniz. Sizin için O'ndan başka bir ilâh yoktur. Sizi yerden o icad etti ve sizi orada o yaşattı. Artık O'ndan mağfiret dileyiniz, sonra O'na tevbe ediniz. Şüphe yok ki, benim Rabbim yakındır, icabet edicidir.» 11. Ümit Şimşek Meali Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. O da “Ey kavmim, Allah'a kulluk edin,” dedi. “Ondan başka tanrınız yoktur. Sizi topraktan yaratan ve onda yaşatan Odur. Ondan af dileyin ve Ona dönün. Şüphesiz ki Rabbim kullarına yakındır; onların dualarına cevap verir.” 12. Yusuf Ali English Meali To the Thamud People We sent Salih, one of their own brethren. He said "O my people! Worship Allah. ye have no other god but Him. It is He Who hath produced you from the earth and settled you therein then ask forgiveness of Him, and turn to Him in repentance for my Lord is always near, ready to answer." Sadece meal okumak ile Kur'ân-ı Kerim'in bir çok âyetinin anlaşılması mümkün değildir. Mutlaka bir tefsire başvurulması gerekir. Hûd Sûresi 61. ayetinin tefsiri için tıklayınız * Türkçe okunuşlarından Kur'an-ı Kerim okumak uygun görülmemektedir. Ayetler Türkçe olarak arandıkları için sitemize eklenmiştir.
❬ Önceki Sonraki ❭ Your browser doesn’t support HTML5 audio وَٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوٓا۟ إِلَيْهِ ۚ إِنَّ رَبِّى رَحِيمٌ وَدُودٌ Vestagfirû rabbekum summe tûbû ileyhileyhi, inne rabbî rahîmun vedûdvedûdun. “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.” Türkçesi Kökü Arapçası ve bağışlanma dileyin غ ف ر وَاسْتَغْفِرُوا Rabbinizden ر ب ب رَبَّكُمْ sonra ثُمَّ tevbe edin ت و ب تُوبُوا O’na إِلَيْهِ gerçekten إِنَّ benim Rabbim ر ب ب رَبِّي çok rahmet edendir ر ح م رَحِيمٌ çok sevendir و د د وَدُودٌ Diyanet İşleri Başkanlığı “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.” Diyanet Vakfı Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O´na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, müminleri çok sever. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra pişmanlık duyup O´na yönelin. Şüphe yok ki, Rabbim çok esirgeyici ve sevgi doludur.» dedi. Elmalılı Hamdi Yazır Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O´na tevbe ile yönelin. Şüphesiz ki, benim Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir. Ali Fikri Yavuz Rabbinizden mağfiret dileyin. Sonra, günahlardan tevbe edip ona sığının. Gerçekten benim Rabbim çok merhametlidir, çok sevgilidir.” Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Rabbınıza istiğfar edin sonra ona tevbe ile rücu´ edin, şüphe yok ki rabbim rahîmdir, veduddur Fizilal-il Kuran Soydaşlarım, Rabbinizden af dileyiniz, sonra O´na yöneliniz. Hiç şüphesiz Rabbim kullarına karşı merhametlidir, sevecendir. Hasan Basri Çantay Rabbinizden mağfiret dileyin. Sonra Ona tevbe ile rücû edin. Çünkü Rabbim çok esirgeyendir, mü´minleri çok sevendir». İbni Kesir Rabbınızdan mağfiret dileyin, sonra da tevbe edin O´na. Doğrusu benim Rabbım, Rahim´dir, Vedud´dur. Ömer Nasuhi Bilmen Ve Rabbinizden medet dileyiniz. Sonra O´na tevbe ediniz. Şüphe yok, benim Rabbim merhametlidir, çok muhîbdir.» Tefhim-ul Kuran Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O´na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim, esirgeyendir, sevendir.»
Hud Sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. Kuran-ı Kerim’in on birinci 11. suresi olan Hud Suresi Arapça-Türkçe okunuşu, Diyanet Meali, Hûd Suresi AnlamıHud Suresi; Mekke döneminde inmiştir. 123 âyettir. Sûre, adını içinde söz konusu edilen Hûd peygamberden almıştır. Aynı zamanda Semûd kavminin peygamberi Sâlih ile Medyen halkının peygamberi Şu’ayb’den de söz eden sûre, Yûnus Sûresinden sonra inmiştir. Bir bakıma Yunus suresinin devamı niteliğindedir. Kur’andaki sırası itibarıyla 11., İniş sırasına göre ise 52. Suresi Hakkında Kısa Bilgi123 Ayetten oluşmaktadır. Kuran-ı Kerim’in onbirinci 11. suresidir. Hud Suresi 11. Cüzde yer alır. Surede, Hud Peygamber’den bahsedilmektedir. Mekke’de nazil olmuştur. 7425 harften oluşmaktadır. Kuran-ı Kerim’de iniş sırasına göre 52. Suredir. Başındaki Huruf-u Mukatta şifreli harfler ise Elif Lam Ra’ Hud Peygamberden ve kavminden bahsedildiği için sure bu adı almıştır. Aynı zamanda Semûd kavminin peygamberi Sâlih ile Medyen halkının peygamberi Şu’ayb’den de söz eden sûre, Yûnus Sûresinden sonra inmiştir. Bir bakıma Yunus suresinin devamı ayetten oluşan Hud surenin 12, 17 ve 114. ayetleri Medine’de, diğer ayetleri Mekke’de inmiştir. Kur’andaki sırası itibarıyla 11. ve iniş sırasına göre ise 52. Muhammed’in Cuma günleri Hud suresinin okunmasını tavsiye ettiği rivayeti bir rivayete göre ise Hz. Muhammed , Hud suresi hakkında şöyle buyurmuştur “Beni, Hud, Vâkıa, Mürselât, Nebe ve Tekvir sureleri ihtiyarlattı.”Hud Suresinin Fazileti Hakkında Hadisi ŞeriflerResulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki “Hûd suresi ve kardeşleri olan Vâkı’a, Hakka, Tekvir, Me’âric sureleri beni ihtiyarlattılar.”Suyuti, Cami’ussağir, 4/169, Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki “Cuma günleri Hûd suresini okuyunuz.” Zebidi, İthaf, 3/293; Darimi, Fedailü’l-Kuran, 17, Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki “Her kim Hûd suresini okursa, bu surede geçen peygamberlere inanan ve inanmayanların sayısınca kendisinbe on hasene verilir. Allah’u Teala’nın Fazl-ı keremiyle kıyamet günüde saidlerden olur.” Ebu Suud Efendi, Ebu Suud Tefsiri İrşadü Aklis-Selim, 4/300Hüseyin Bin Ali Radıyallahü Anhüma’dan rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu “Ümmetimin gemiye bindikleri zaman Hud Suresinin 41 ve Zümer Suresinin 67 Ayetleri şöyle söylemeleri kazaya karşı bir güvencedir. Bazı Nüshalarda her araca binerken de okunur, denmiştir. İbni Sünni Amelül-yevm, 501; Haysemi, Mecme’uzzevaid, 10/132Yezid Bin Eban Rahimehullah diyor ki “Bir gece Resulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem’i rüyada gördüm ve O’na HÛD Suresini okudum. Bitirince, Resulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem Bana -“Bu sureyi okudun, bunun ağlaması nerede?” Suresinin FaziletleriZalimden intikam için üç defa kim ceylan derisine Hûd suresini yazıp yanında taşırsa, Allah’u Teala o kimseye kuvvet verir. Savaşa onu kimse mağlup kim bir kağıda zağferanla Hûd suresini yazıp içi su dolu kabın içerisine koyar, bu sudan üç gün süreyle gece gündüz içerse, Allah’u Teala o kimseye her hususta kuvvet verir, cinler dahi o kimseden kim Kuran-ı Kerim ezberlemeyi, ilim tahsil etmeyi ve herhangi bir şeyi unutmamak üzere aklında tutmayı kolaylaştırmak isterse, şu reçeteyi uygulamalıdır. Hûd Suresinin 1-4 ayetlerini güneş doğarken yazıp, zemzem dolu kabın içerisine koymalı ve sabah-akşam bu sudan yolculuğunda bulunan kişi, her türlü tehlikelerden korunup sağ-salim karaya kavuşmak isterse, Hûd suresinin 41. ayetini ara ara özür kanı olan bir kadın, bu hastalığından şifa bulmak isterse, aşağıdaki ayeti kerimeleri Besmele ile beraber ara ara okumalı ve bir kağıda yazıp üzerinde aleyhisselam kâfir olan oğlu için Allah’a dua etmişti. Fakat yaptığı dua kabul olmadı. Daha sonra Hûd suresinin 47. ayetinde geçen mealen şu duayı yaptı. [Rabbim! Şüphesiz ben Sen’den meydana gelmesinin bir hikmeti gereği olduğunu bilmediğim veya istememin doğru olup olmayacağı hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer bu uygunsuz isteğimi benim için tövbe ve özrümü kabul etmek suretiyle bağışlamada bulunmazsan ve bana acıyıp da makbul bir tövbe nasip etmezsen, bir de beni benzeri bir yanılgıya düşmekten korumazsan, şüphesiz ki ben zarar ve ziyana , manevi mesuliyete uğrayanlardan yapılan günahların bağışlanması için bu ayeti kerime ile beraber duanın yapılmasının faydası kim yolculuk sırasında her türlü tehlikelerden veya yırtıcı bir hayvanın kendisine zarar vermesinden veya zalim bir kimsenin şerrinden korkar ve bu hususta Allah’u Teala’nın kendisini korumasını isterse, Hûd suresinin 56. ayetini çokça tekrarlamalıdır. Ayrıca şu da vardır ki bu ayeti kerime bir kağıt üzerine yazılır ve küçük bir çocuğun boynuna takılırsa, Bi-iznillah her türlü tehlikelere karşı korunur. Sevdikleriniz kötü huy ve ahlakından kurtulması için Hud Süresi “75 nci âyeti” kerimi bireylerin her kim olursa olsun,içki,kumar yani her kötü huylardan kurtulup,doğru yola yönelmesini sağlamak için,gönlünü Allah sevgisi ile kuşatmak için Âyet-i Kerimi okuyanın hanesine huzur anlamda duygusal ve ruhsal düşünce ve kalben kişinin değişmesini kişilerin inatlarından vazgeçmesini ve manen ruhsal ve bedenen sahip olduğu her şeyin değişmesini ve kişinin daha fazla Allah’a karşı yönelip yasaklardan ve yanlışlardan arınmasına büyük etki nefret edenlerin hoşgörüyle size bakmasını süresi Âyet-i Kerim ”İnne ibrâhîme le halîmun evvâhun munîbmunîbun.”إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لَحَلِيمٌ أَوَّاهٌ مُّنِيبٌManası ” Muhakkak ki İbrâhîm cidden çok halim yumuşak huylu, çok acıyandır yalvarandır, Allah’a yönelmiş bir kimsedir.”Hûd Suresi OkunuşuHûd Suresi Arapça, Latin Harfli Okunuşu ve Diyanet Türkçe MealiBismillâhirrahmânirrahîmRahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…Hud Suresi / Ayet-1 Elif lâm râ kitâbun uhkimet âyâtuhu summe fussılet min ledun hakîmin habîrhabîrin. Elif, lâm, râ. Bu, âyetleri muhkem kılınmış sağlamlaştırılmış, sonra Hakîm hüküm sahibi, hikmet sahibi ve Habîr herşeyden haberdar Olan’ın katından fasıl, fasıl açıklanmış bir Kitap’ Suresi / Ayet-2 Ellâ ta’budû illallâhillallâhe, innenî lekum minhu nezîrun ve beşîrbeşîrun. Bu kitap, Allah’tan başkasına kul olmamanız içindir. Muhakkak ki ben, O’ndan O’nun tarafından sizin için bir uyarıcı ve Suresi / Ayet-3 Ve enistagfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yumetti’kum metâan hasenen ilâ ecelin musemmen ve yu’ti kulle zî fadlin fadlehfadlehu, ve in tevellev fe innî ehâfu aleykum azâbe yevmin kebîrkebîrin. Ve Rabbinizden mağfiret istemeniz, sonra O’na tövbe etmeniz, belirlenmiş bir zamana kadar sizi güzel bir meta ile metalandırması geçindirmesi ve her fazl sahibine, fazlını vermesi içindir. Ve eğer geri dönerseniz o zaman ben, büyük günün azabının sizin üzerinize olmasından Suresi / Ayet-4 İlâllâhi merciukum, ve huve alâ kulli şey’in kadîrkadîrun. Sizin dönüşünüz Allah’adır ve O, herşeye Suresi / Ayet-5 E lâ innehum yesnûne sudûrehum li yestahfû minhminhu, e lâ hîne yestagşûne siyâbehum ya’lemu mâ yusirrûne ve mâ yu’linûnyu’linûne, innehu alîmun bi zâtis sudûrsudûri. Gerçekten onlar, O’ndan Allah’tan gizlenmek için, göğüslerini bükmüyorlar mı? Böylece elbiselerini perde örtü yapmıyorlar mı? Allah, onların gizledikleri şeyleri ve açıkladıkları şeyleri bilir. Muhakkak ki O, sinelerde olanı Suresi / Ayet-6 Ve mâ min dâbbetin fil ardı illâ alâllâhi rızkuhâ ve ya’lemu mustekarrehâ ve mustevdeahâ, kullun fî kitâbin mubînmubînin. Ve yeryüzünde yürüyen bir canlı yoktur ki; onun rızkı, Allah’ın üzerine Allah’a ait olmasın. Ve onun karar kıldığı kaldığı yeri ve onun emanet geçici durduğu yeri bilir. Hepsi Kitab-ı Mübîn’ Suresi / Ayet-7 Ve huvellezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin ve kâne arşuhu alel mâi li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâamelen, ve le in kulte innekum meb’ûsûne min ba’dil mevti le yekûlennellezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubînmubînun. “Hanginiz en güzel ameli yapacak?” diye sizi imtihan etmek için 6 günde 6 yevmde semaları ve yeryüzünü yaratan O’dur. Ve O’nun arşı su üzerinde idi. Eğer sen “Muhakkak ki siz, ölümden sonra beas edileceksiniz diriltileceksiniz.” dersen, kâfir olaninkâr eden, örten kimseler mutlaka şöyle derler “Bu ancak apaçık bir sihirdir.”Hud Suresi / Ayet-8 Ve le in ahharnâ anhumul azâbe ilâ ummetin ma’dûdetin le yekûlunne mâ yahbisuhyahbisuhu, e lâ yevme ye’tîhim leyse masrûfen anhum ve hâka bi him mâ kânû bihî yestehziûnyestehziûne. Ve eğer bir ümmete azabı, onlardan belli bir süre ertelesek tehir etsek, mutlaka “Onu tutan men eden nedir?” derler. Onlara azap geldiği gün, onlardan uzaklaştırılacak değil. Öyle değil mi? Onunla alay etmiş oldukları şey, onları kuşattı ihata etti.Hud Suresi / Ayet-9 Ve le in ezaknal insâne minnâ rahmeten summe neza’nâhâ minhminhu, innehu le yeûsun kefûrkefûrun. Ve insana tarafımızdan bir rahmet tattırsak, sonra onu ondan çekip alsak, muhakkak ki o, tamamen ümitsiz bir nankör kâfir Suresi / Ayet-10 Ve le in ezaknâhu na’mâe ba’de darrâe messethu le yekûlenne zehebes seyyiâtu annî, innehu le ferihun fahûrfahûrun. Ve eğer ona darlık isabet ettikten sonra, ona ni’met tattırırsak, mutlaka “Kötülükler benden gitti.” der. Muhakkak ki o, şımarık bir övünen böbürlenen Suresi / Ayet-11 İllellezîne saberû ve amilûs sâlihâtsâlihâti, ûlâike lehum magfiretun ve ecrun kebîrkebîrun. Sabredenler ve salih amel nefsi tezkiye edici amel yapanlar hariç. İşte onlar için mağfiret günahların sevaba çevrilmesi ve büyük ecir mükâfat, bedel Suresi / Ayet-12 Fe lealleke târikun ba’da mâ yûhâ ileyke ve dâikun bihî sadruke en yekûlû lev lâ unzile aleyhi kenzun ev câe meahu melekmelekun, innemâ ente nezîrnezîrun, vallâhu alâ kulli şey’in vekîlvekîlun. Artık belki de sen, sana vahyolunanın bir kısmını terkedeceksin, onların “Ona bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi olmaz mıydı?” demeleri üzerine ve senin göğsünün onunla daralması sebebiyle. Sen ancak bir nezirsin uyarıcısın ve Allah, herşeye Suresi / Ayet-13 Em yekûlûnefterâhyekûlûnefterâhu, kul fe’tû bi aşri suverin mislihî muftereyâtin ved’û menisteta’tum min dûnillâhi in kuntum sâdikînsâdikîne. Yoksa “Onu uydurdu mu?” diyorlar. “Öyleyse onun gibi uydurulmuş olan 10 sure getirin. Ve eğer siz, doğru söyleyenlerseniz, Allah’tan başka gücünüzün yettiği kişileri de çağırın!” Suresi / Ayet-14 Fe illem yestecîbû lekum fa’lemû ennemâ unzile bi ilmillâhi ve en lâ ilâhe illâ hûhuve, fe hel entum muslimûnmuslimûne. O zaman eğer size icabet edemezlerse o taktirde O’nun Allah’ın ilmi ile indirilmiş olduğunu ve O’ndan başka ilâh olmadığını bilin! Artık siz müslüman oldunuz mu İslâm’a girdiniz mi?Hud Suresi / Ayet-15 Men kâne yurîdul hayâted dunyâ ve zînetehâ nuveffi ileyhim a’mâlehum fîhâ ve hum fîhâ lâ yubhasûnyubhasûne. Kim dünya hayatını ve onun ziynetini süsünü isterse istedi ise onların amellerinin karşılığını orada, onlara öderiz veririz. Ve onlara, orada karşılıkları Suresi / Ayet-16 Ulâikellezîne leyse lehum fil âhıreti illen nârnâru ve habita mâ sanaû fîhâ ve bâtılun mâ kânû ya’melûnya’melûne. İşte onlar, onlar için ahirette ateşten başka bir şey yoktur. Ve orada dünyada yaptıkları şeyler, heba oldu boşa gitti. Ve yapmış oldukları şeyler bâtıldır geçersizdir.Hud Suresi / Ayet-17 E fe men kâne alâ beyyinetin min rabbihî ve yetlûhu şâhidun minhu ve min kablihî kitâbu mûsâ imâmen ve rahmehrahmeten, ulâike yu’minûne bihbihî, ve men yekfur bihî minel ahzâbi fen nâru mev’ıduhmev’ıduhu, fe lâ teku fî miryetin minhu innehul hakku min rabbike ve lâkinne ekseren nâsi lâ yu’minûnyu’minûne. Artık O’nun Allah tarafından bir şahitin, onu okuduğu kimse mi Rabbinden kesin bir delil üzerinde oldu ki; ondan önce bir imam rehber ve bir rahmet olarak Musa kitabı vardır? İşte onlar, ona inanırlar. Ve bir topluluktan onu inkâr eden, böylece ona vaadedilen yeri, ateş olan kimse mi Rabbinden kesin bir delil üzerinde oldu? Bundan sonra ondan şüphe içinde olma. Çünkü o, senin Rabbinden bir haktır. Lâkin insanların çoğu mü’min olmazlar inanmazlar.Hud Suresi / Ayet-18 Ve men ezlemu mimmenifterâ alâllâhi kezibâkeziben, ulâike yu’radûne alâ rabbihim ve yekûlul eşhâdu hâulâillezîne kezebû alâ rabbihim, e lâ lâ’netullâhi alâz zâlimînzâlimîne. Ve kim, Allah’a yalanla iftira edenden, daha zalimdir? İşte onlar Rab’lerine arz edilirler. Ve şahitler “İşte bunlar Rab’lerine yalan söyleyenler.” derler. Allah’ın lâneti zalimlerin üzerine değil mi?Hud Suresi / Ayet-19 Ellezîne yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâivecen, ve hum bil âhıreti hum kâfirûnkâfirûne. Onlar ki; Allah’ın yolundan kişinin mürşidine ulaşmasına mani olarak ruhunun, vücudundan ayrılarak Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e ulaşmasına engel oldukları için saptırırlar. Ve onu ruhun ölmeden Allah’a ulaşmasını eğmek ve bükmek isterler gerçek kavramından uzaklaştırmak isterler. Onlar, ahireti ruhun ölmeden Allah’a ulaşmasını inkâr Suresi / Ayet-20 Ulâike lem yekûnû mu’cizîne fîl ardı ve mâ kâne lehum min dûnillâhi min evliyâevliyâe, yudâafu lehumul azâbazâbu, mâ kânû yestetîûnes sem’a ve mâ kânû yubsirûnyubsirûne. İşte onlar, yeryüzünde Allah’ı aciz bırakacak değiller. Ve onların Allah’tan başka dostları olmadı. Onlara azap kat kat arttırılır. Onlar işitmeye güç yetiremediler sem’î hassaları çalışmadı. Ve onlar göremediler basar hassaları çalışmadı.Hud Suresi / Ayet-21 Ulâikellezîne hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûnyefterûne. İşte onlar nefslerini hüsrana düşüren kimselerdir. Ve uydurmuş oldukları şeyler onlardan uzaklaştı gitti.Hud Suresi / Ayet-22 Lâ cereme ennehum fil âhıreti humul ahserûnahserûne. Kesinlikle ahirette en çok hüsrana uğrayacak olanlar muhakkak ki, Suresi / Ayet-23 İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve ahbetû ilâ rabbihim ulâike ashâbul cennehcenneti, hum fîhâ hâlidûnhâlidûne. Muhakkak ki; âmenû olanlar ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı dileyenler, ıslâh edici amel nefs tezkiyesi yapanlar ve Rab’lerine huşû duyanlar kalplerine ihbat konulanlar, razı ve itaatkâr olanlar, işte onlar, cennet ehlidir. Onlar, orada ebedî Suresi / Ayet-24 Meselul ferîkayni kel a’mâ vel esammi vel basîri ves semî’semîı hel yesteviyâni meselâmeselen e fe lâ tezekkerûntezekkerûne. İki toplumun durumu, âmâ ve sağır ile gören basar hassası çalışan ve işitenin sem’î hassası çalışan durumu örneği gibidir. İkisinin hali seviyesi eşit midir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?Hud Suresi / Ayet-25 Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî innî lekum nezîrun mubînmubînun. Ve andolsun ki; Nuh’u kendi kavmine gönderdik. Muhakkak ki ben, sizin için ifadesi açık ve kesin bir Suresi / Ayet-26 En lâ ta’budû illallâhillallâhe, innî ehâfu aleykum azâbe yevmin elîmelîmin. Allah’tan başkasına kul olmamanız için açıkça uyaran bir uyarıcıyım. Muhakkak ki ben, elîm acı günün azabının sizin üzerinize olmasından Suresi / Ayet-27 Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ nerâke illâ beşeren mislenâ ve mâ nerâkettebeake illellezîne hum erâzilunâ bâdiyer re’yre’yi, ve mâ nerâ lekum aleynâ min fadlin bel nezunnukum kâzibînkâzibîne. O zaman kavminden inkâr eden kimselerin ileri gelenleri şöyle dedi “Biz seni, bizim gibi beşerden başka olarak görmüyoruz. Ve bizden aşağı fakir, zayıf, aciz olan basit görüş sahibi kimselerden başkasının da sana tâbî olduğunu görmüyoruz. Ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilâkis sizleri yalancı zannediyoruz.”Hud Suresi / Ayet-28 Kâle yâ kavmi e reeytum in kuntu alâ beyyinetin min rabbî ve âtânî rahmeten min indihî fe ummiyet aleykum, e nulzimukumûhâ ve entum lehâ kârihûnkârihûne. Dedi ki “Ey kavmim! Sizin reyiniz görüşünüz bu mu? Eğer ben, Rabbimden bir beyyine üzerinde isem ve bana Kendi katından bir rahmet verdi ise ve artık o, size gizli tutulduysa ve siz onu kerih görüyorken, sizi ona mecbur mu edelim zorlayalım mı?”Hud Suresi / Ayet-29 Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâmâlen, in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûntechelûne. Ve ey kavmim! Buna tebliğ ettiğim şeylere karşılık sizden mal olarak bir şey istemiyorum. Eğer ücretim ecrim varsa ancak Allah’a aittir. Ve ben âmenû olanları Allah’a ulaşmayı dileyenleri tardedecek uzaklaştıracak, kovacak değilim. Muhakkak ki onlar, Rab’lerine mülâki olacaklar ulaşacaklar. Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak Suresi / Ayet-30 Ve yâ kavmi men yansurunî minallâhi in taredtuhum, e fe lâ tezekkerûntezekkerûne. Ve ey kavmim! Eğer ben onları uzaklaştırırsam, Allah’a karşı bana kim yardım eder? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?Hud Suresi / Ayet-31 Ve lâ ekûlu lekum indî hazâinullâhi ve lâ a’lemul gaybe ve lâ ekûlu innî melekun ve lâ ekûlu lillezîne tezderî a’yunukum len yu’tiyehumullâhu hayrâhayren, allâhu a’lemu bimâ fî enfusihim, innî izen le minez zâlimînzâlimîne. Ve size “Allah’ın hazineleri yanımdadır.” demiyorum. Ve gaybı bilmiyorum ve “Muhakkak ki; ben bir meleğim.” demiyorum. Ve gözlerinizin hakir gördüğü kimselere Allah’a ulaşmayı dileyenlere “Allah asla bir hayır vermeyecek.” demiyorum. Onların nefslerindekileri Allah bilir. O taktirde doğruyu söylemezsem muhakkak ki; ben, elbette zalimlerden Suresi / Ayet-32 Kâlû yâ nûhu kad câdeltenâ fe ekserte cidâlenâ fe’tinâ bi mâ teidunâ in kunte mines sâdikînsâdikîne. “Ya Nuh!” dediler. “Bizimle mücâdele etmiştin çekişmiştin, hatta bizimle mücâdelede çok ileri gittin. Eğer sen sadıklardansan, o taktirde bize vaadettiğin şeyi getir.”Hud Suresi / Ayet-33 Kâle innemâ ye’tîkum bihillâhu in şâe ve mâ entum bi mu’cizînmu’cizîne. Şöyle dedi “Onu size ancak eğer dilerse Allah getirir. Ve siz, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz.”Hud Suresi / Ayet-34 Ve lâ yenfeukum nushî in eredtu en ensaha lekum in kânallâhu yurîdu en yugviyekum, huve rabbukum ve ileyhi turceûnturceûne. Ve eğer size nasihat etmek istersem istesem de, şâyet Allah sizi azdırmak isterse, benim nasihatim size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O’na Suresi / Ayet-35 Em yekûlûnefterâhyekûlûnefterâhu, kul iniftereytuhu fe aleyye icrâmî ve ene berîun mimmâ tucrimûntucrimûne. Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki “Eğer onu ben uydurduysam, o zaman benim suçum bana ait. Ve ben, sizlerin işlediği suçlardan uzağım.”Hud Suresi / Ayet-36 Ve ûhiye ilâ nûhın ennehu len yu’mine min kavmike illâ men kad âmene fe lâ tebteis bi mâ kânû yef’alûnyef’alûne. Ve Nuh’a “Senin kavminden âmenû olmuş olanlar hariç, onlar asla mü’min olmayacak.” diye vahyedildi. Artık onların yapmış olduğu şeylerden dolayı sen, yeise Suresi / Ayet-37 Vasnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrekûnmugrekûne. Vahyimizle ve Bizim gözetimimizde gemiyi inşa et yap! Zulmedenler hakkında Bana hitap etme. Onlar, muhakkak ki; boğulacak Suresi / Ayet-38 Ve yasneul fulke ve kullemâ merre aleyhi meleun min kavmihi sehırû minhminhu, kâle in tesharû minnâ fe innâ nesharu minkum kemâ tesharûntesharûne. Ve o gemiyi yaparken, kavminin ileri gelenleri ona her uğradıklarında onunla alay ettiler. Nuh şöyle dedi “Eğer bizimle alay ediyorsanız sonra da muhakkak ki; biz, sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz.”Hud Suresi / Ayet-39 Fe sevfe ta’lemûne men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve yehıllu aleyhi azâbun mukîmmukîmun. Kendisine alçaltacak bir azap gelecek kimseleri artık yakında bileceksiniz. Ve onun üzerine, kalıcı azap nüfuz Suresi / Ayet-40 Hattâ izâ câe emrunâ ve fâret tennûru kulnâhmil fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu ve men âmenâmene, ve mâ âmene meahû illâ kalîlkalîlun. Ve emrimiz gelince, tennur kaynadı. “O zaman herşeyden, iki unsurdan oluşan bir dişi ve bir erkek bir çifti ve haklarında söz geçmiş olanlar boğulacakların sözü âyet-37 hariç, aileni ve âmenû olanları onun içine yükle.” dedik. Az kişiden başkası, onunla beraber âmenû Suresi / Ayet-41 Ve kâlerkebû fîhâ bismillâhi mecrâhâ ve mursâhâ, inne rabbî le gafûrun rahîmrahîmun. Ve ona binin. Onun yüzmesi ve demir atması durması Allah’ın adıyladır. Muhakkak ki benim Rabbim mutlaka Gafûr’dur mağfiret eden, Rahîm’dir rahmet nuru gönderen.Hud Suresi / Ayet-42 Ve hiye tecrî bihim fî mevcin kel cibâli ve nâdâ nûhunibnehu ve kâne fî ma’zilin yâ buneyyerkeb meanâ ve lâ tekun meal kâfirînkâfirîne. Ve o gemi onlarla, dağ gibi dalgalar içinde yüzüyordu. Ve Nuh, ayrı bir yerde duran oğluna seslendi “Ey oğulcuğum, bizimle beraber bin ve kâfirlerle beraber olma!”Hud Suresi / Ayet-43 Kâle seâvî ilâ cebelin ya’sımunî minel mâ'mâi kâle lâ âsımel yevme min emrillâhi illâ men rahimrahime, ve hâle beynehumal mevcu fe kâne minel mugrakînmugrakîne. Nuh oğlu şöyle dedi “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.” Nuh “Bugün Allah’ın emrinden koruyan bir koruyucu yoktur. Allah’ın rahmet ettiği kimseler hariç.” dedi. Ve ikisinin arasına dalgalar girdi ve böylece boğulanlardan Suresi / Ayet-44 Ve kîle yâ ardubleî mâeki ve yâ semâu akliî ve gîdal mâu ve kudıyel emru vestevet alal cûdiyyi ve kîle bu’den lil kavmiz zâlimînzâlimîne. Ve “Ey arz yeryüzü, suyunu yut! Ey sema suyunu tut!” denildi. Ve su çekildi ve emir yerine getirildi. Ve gemi, Cudi dağının üzerine yerleşti. Ve zalim kavme “Uzak olsunlar.” Suresi / Ayet-45 Ve nâdâ nûhun rabbehu fe kâle rabbi innebnî min ehlî ve inne va’dekel hakku ve ente ahkemul hâkimînhâkimîne. Ve Nuh Rabbine seslendi. “Sonra şöylededi “Rabbim! Muhakkak ki oğlum benim ailemdendir. Ve muhakkak ki Senin vaadin haktır ve Sen, hüküm verenlerin en iyi hüküm verenisin.”Hud Suresi / Ayet-46 Kâle yâ nûhu innehu leyse min ehlikehlike, innehu amelun gayru salihsalihin, fe lâ tes’elni mâ leyse leke bihî ilmilmun, innî eızuke en tekûne minel câhilîncâhilîne. Allahû Tealâ şöyle buyurdu “Ey Nuh! Muhakkak ki o, senin ailenden değildir. Muhakkak ki onun yaptığı salih olmayan bir ameldir. Öyleyse senin hakkında bir ilmin bilgin olmayan şeyi, Benden isteme. Muhakkak ki Ben, cahillerden olursun diye sana öğüt veriyorum.”Hud Suresi / Ayet-47 Kâle rabbi innî eûzu bike en es’eleke mâ leyse lî bihî ilmilmun, ve illâ tagfirlî ve terhamnî ekun minel hâsirînhâsirîne. Nuh “Rabbim, muhakkak ki ben, onun hakkında benim bir ilmim bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve Senin, beni mağfiret etmen ve Senin, bana rahmet etmen olmazsa ben, hüsrana uğrayanlardan olurum.” Suresi / Ayet-48 Kîle yâ nûhuhbıt bi selâmin minnâ ve berekâtin aleyke ve alâ umemin mimmen meâkmeâke, ve umemun se numettiuhum summe yemessuhum minnâ azâbun elîmelîmun. Şöyle denildi “Ey Nuh, sana ve seninle beraber olan ümmetlere toplumlara Bizden bir selâmetle, bereketlerle in! Ve bazı ümmetler olacak ki, onları metalandıracağız faydalandıracağız. Sonra onlara Bizden elîm acı azap dokunacak.”Hud Suresi / Ayet-49 Tilke min enbâil gaybi nûhîhâ ileykileyke, mâ kunte ta’lemuhâ ente ve lâ kavmuke min kabli hâzâ, fasbır, innel âkıbete lil muttekînmuttekîne. İşte bunlar, sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Sen ve senin kavmin, bundan önce onu bilmiyordunuz. Artık sabret, muhakkak ki güzel sonuç, takva Suresi / Ayet-50 Ve ilâ âdin ehâhum hûdâhûden, kâle yâ kavmi’budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruhgayruhu, in entum illâ mufterûnmufterûne. Ve Ad kavmine, onların kardeşi Hud şöyle dedi “Ey kavmim, Allah’a kul olun! Sizin, O’ndan Allah’tan başka İlâh’ınız yoktur. Siz ancak iftira edenlersiniz uyduranlarsınız.”Hud Suresi / Ayet-51 Yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi ecrâecren, in ecriye illâ alellezî fetaranî, e fe lâ ta’kılûnta’kılûne. Ey kavmim, ona onun karşılığında sizden bir ecir ücret istemiyorum! Eğer ücretim varsa, ancak beni Yaratan’a aittir. Hâlâ akıl etmez misiniz?Hud Suresi / Ayet-52 Ve yâ kavmistagfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yursilis semâe aleykum midrâran ve yezidkum kuvveten ilâ kuvvetikum ve lâ tetevellev mucrimînmucrimîne. Ya kavmim! Rabbinizin mağfiretini isteyin. Sonra O’na tövbe edin mürşidin önünde tövbe edip, zikre başlayın. Üzerinize semadan bol yağmur bol rahmet göndersin. Ve sizin kuvvetinizi, kuvvet ile arttırsın. Ve mücrimler suçlular olarak yüz Suresi / Ayet-53 Kâlû yâ hûdu mâ ci’tenâ bibeyyinetin ve mâ nahnu bi târikî âlihetinâ an kavlike ve mâ nahnu leke bi muminînmuminîne. “Ya Hud! Bize bir delil mucize getirmedin ve biz, senin sözünden dolayı ilâhlarımızı terketmeyiz. Ve biz, sana inanmayız.” Suresi / Ayet-54 İn nekûlu illâ’terâke ba’du âlihetinâ bi sû'sûin, kâle innî uşhidullâhe veşhedû ennî berîun mimmâ tuşrikûnetuşrikûne. Biz ancak “Bizim bazı ilâhlarımız, fena halde seni çarptı.” deriz. Onlara şöyle dedi “Ben Allah’ı şahit tutuyorum. Ve sizin şirk koştuğunuz şeylerden benim muhakkak ki kesinlikle, uzak berî olduğuma şahitlik edin!”Hud Suresi / Ayet-55 Min dûnihî fe kîdûnî cemîan summe lâ tunzırûntunzırûni. O’ndan Allah’tan başka putlarla, haydi hepiniz bana tuzak kurun. Sonra da bana mühlet Suresi / Ayet-56 İnnî tevekkeltu alâllâhi rabbî ve rabbikum, mâ min dâbbetin illâ huve âhızun bi nâsıyetihâ, inne rabbî alâ sırâtın mustekîmmustekîmin. Muhakkak ki ben, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. Yürüyen hiçbir canlı mahlûk dabbe yoktur ki; O Allahû Tealâ, onun perçeminden tutmuş O’nun kontrolü altında olmasın. Muhakkak ki benim Rabbim, Sıratı Mustakîm üzeredir Sıratı Mustakîm’in kontrolü Allah’tadır.Hud Suresi / Ayet-57 Fe in tevellev fe kad eblagtukum mâ ursiltu bihî ileykum, ve yestahlifu rabbî kavmen gayrekum, ve lâ tedurrûnehu şey’âşey’en, inne rabbî alâ kulli şey’in hafîzhafîzun. Eğer hâlâ dönerseniz yüz çevirirseniz böylece ben, bana gönderileni vahyi, kitabı; onu size tebliğ etmiş oldum. Ve Rabbim, sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir halife kılar. Ve siz, ona hiç bir şeyle zarar veremezsiniz. Muhakkak ki benim Rabbim, herşeyi muhafaza edendir en iyi koruyan.Hud Suresi / Ayet-58 Ve lemmâ câe emrunâ necceynâ hûden vellezîne âmenû meahu bi rahmetin minnâ, ve necceynâhum min azâbin galîzgalîzin. Ve emrimiz geldiği zaman, Bizden bir rahmet ile Hud ve âmenû olanları, onunla beraber kurtardık. Ve onları ağır çok şiddetli bir azaptan Suresi / Ayet-59 Ve tilke âdun cehadû bi âyâti rabbihim ve asav rusulehu vettebeû emre kulli cebbârin anîdanîdin. Ve işte Ad kavmi, Rab’lerinin âyetlerini bilerek inkâr ettiler ve O’nun resûllerine asi oldular isyan ettiler. Ve azgın zorbaların hepsinin emrine tâbî Suresi / Ayet-60 Ve utbiû fî hâzihid dunyâ la’neten ve yevmel kıyâmehkıyâmeti, e lâ inne âden keferû rabbehum, e lâ bu’den li âdin kavmi hûdhûdin. Ve bu dünyada ve kıyâmet günü lânete tâbî tutuldular ve Ad kavmi Rab’lerini inkâr etmediler mi? Hud kavmi Ad kavmi Allahû Tealâ’nın rahmetinden uzak kaldı, öyle değil mi?Hud Suresi / Ayet-61 Ve ilâ semûde ehâhum sâlihâsâlihan, kâle yâ kavmi’budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruhgayruhu, huve enşeekum minel ardı vesta’merekum fîhâ festâgfirûhu summe tûbû ileyhileyhi, inne rabbî karîbun mucîbmucîbun. Ve Semud kavmine, onların kardeşi Salih şöyle dedi “Ey kavmim! Allah’a kul olun. Sizin için O’ndan başka ilâh yoktur. Sizi arzdan yaratan ve orada, size imar ettiren O’dur. Öyleyse O’ndan mağfiret isteyin. Sonra O’na tövbe edin Allah’a yönelin. Benim Rabbim muhakkak ki yakındır, dualara icabet edendir.”Hud Suresi / Ayet-62 Kâlû yâ sâlihu kad kunte fînâ mercuvven kable hâzâ e tenhânâ en na’bude mâ ya’budu âbâunâ ve innenâ le fî şekkin mimmâ ted’ûnâ ileyhi murîbmurîbin. “Ya Salih, sen bundan önce aramızda, hakkında ümit beslenen bir kimse olmuştun!” dediler. “Babalarımızın taptığı şeylere, bizim tapmamızı sen bize nehy mi ediyorsun? Gerçekten, bizi O’na davet ettiğin şüphe verici şeyden, biz kesinlikle tereddüt içindeyiz.” Suresi / Ayet-63 Kâle yâ kavmi e reeytum in kuntu alâ beyyinetin min rabbî ve âtânî minhu rahmeten fe men yansurunî minallâhi in asaytuhu fe mâ tezîdûnenî gayre tahsîrtahsîrin. Salih şöyle dedi “Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden bir delil üzerinde isem ve bana Kendinden bir rahmet vermiş ise de görüşünüz bu mu? Şâyet ben, O’na asi olursam Allah’a karşı kim bana yardım eder? O taktirde benim hayırdan uzaklaşmamı artırmanızdan başka bir şey olmaz.”Hud Suresi / Ayet-64 Ve yâ kavmi hâzihî nâkatullâhi lekum âyeten fe zerûhâ te’kul fî ardıllâhi ve lâ temessûhâ bi sûin fe ye’huzekum azâbun karîbkarîbun. Ve ey kavmim! Bu Allah’ın dişi devesi, sizin için bir âyettir mucize. Artık onu serbest bırakın. Allah’ın arzından yesin. Ve ona kötülükle dokunmayın. Aksi halde sizi, yakın bir azap Suresi / Ayet-65 Fe akarûhâ fe kâle temetteû fî dârikum selâsete eyyâmeyyâmin, zâlike va’dun gayru mekzûbmekzûbin. Buna rağmen onu kestiler. Bunun üzerine Salih şöyle dedi “Yurdunuzda üç gün daha faydalanın. Bu yalanlanması tekzip edilmesi olmayan bir vaaddir.”Hud Suresi / Ayet-66 Fe lemmâ câe emrunâ necceynâ sâlihan vellezîne âmenû meahu bi rahmetin minnâ ve min hizyi yevmi izizin, inne rabbeke huvel kaviyyul azîzazîzu. Bundan sonra emrimiz geldiği zaman Salih ve onun yanındaki âmenû olan kimseleri Bizden bir rahmetle kurtardık. Ve izin gününün zilletinden de kurtardık. Muhakkak ki senin Rabbin, O; Kaviyy’dir güçlü, Azîz’dir yüce.Hud Suresi / Ayet-67 Ve ehazellezîne zalemûs sayhatu fe asbahû fî diyârihim câsimîncâsimîne. Ve zulmeden kimseleri bir sayha çok kuvvetli korkunç ses aldı helâk etti. Böylece kendi yurtlarında diz üstü çöküp Suresi / Ayet-68 Ke en lem yagnev fîhâ, e lâ inne semûde keferû rabbehum, e lâ bu’den li semûdsemûde. Sanki orada hiç var olmamışlar yaşamamışlar gibi. Gerçekten Semud kavmi Rab’lerini inkâr etmediler mi? Semud kavmi Allah’tan uzak kaldı. Öyle değil mi?Hud Suresi / Ayet-69 Ve lekad câet rusulunâ ibrâhîme bil buşrâ kâlû selâmâselâmen, kâle selâmun fe mâ lebise en câe bi iclin hanîzhanîzin. Ve andolsun elçilerimiz İbrâhîm müjde ile geldiler “Selâm” dediler. O İbrâhîm da “Selâm” dedi. Bunun üzerine, çok geçmeden kızarmış bir buzağı getirdi. Kızarmış bir buzağı getirmesi gecikmedi.Hud Suresi / Ayet-70 Fe lemmâ reâ eydiyehum lâ tesilu ileyhi nekirehum ve evcese minhum hîfehhîfeten, kâlû lâ tehaf innâ ursilnâ ilâ kavmi lûtlûtin. Fakat onların ellerinin ona uzanmadığını görünce onları yadırgadı. Ve onlardan dolayı bir korku hissetti. Onlar “Korkma, muhakkak ki biz, Lut kavmine gönderildik.” Suresi / Ayet-71 Vemreetuhu kâimetun fe dahıket fe beşşernâhâ bi ishâka ve min verâi ishâka ya’kûbya’kûbe. Ve ayakta duran hanımı, bunun üzerine gülümsedi. O zaman onu, İshak ile ve İshak’ın arkasından Yâkub ile Suresi / Ayet-72 Kâlet yâ veyletâ e elidu ve ene ecûzun ve hâzâ ba’lî şeyhâşeyhan, inne hâzâ le şey’un acîbacîbun. “Hayret, ben ihtiyar aciz iken mi doğuracağım? Ve işte bu eşim de ihtiyar. Muhakkak ki bu, elbette şaşılacak bir şeydir.” Suresi / Ayet-73 Kâlû e ta’cebîne min emrillâhi rahmetullâhi ve berekâtuhu aleykum ehlel beytbeyti, innehu hamîdun mecîdmecîdun. Melekler dediler ki “Allah’ın emrine mi şaşırıyorsun? Ey ev halkı, Allah’ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize!” Muhakkak ki O, Hamîd çok övülen, çok hamdedilendir, Mecîd’dir şanı, yüce olan.Hud Suresi / Ayet-74 Fe lemmâ zehebe an ibrâhîmer rev’u ve câethul buşra yucâdilunâ fî kavmi lûtlûtın. Artık İbrâhîm korku gidip, ona müjde geldiği zaman Lut kavmi hakkında Bizimle mücâdele ediyordu.Hud Suresi / Ayet-75 İnne ibrâhîme le halîmun evvâhun munîbmunîbun. Muhakkak ki İbrâhîm cidden çok halim yumuşak huylu, çok acıyan yalvarandır, Allah’a yönelmiş bir Suresi / Ayet-76 Yâ ibrâhîmu a’rid an hâzâ, innehu kad câe emru rabbikrabbike, ve innehum âtîhim azâbun gayru merdûdmerdûdin. Ey İbrâhîm, bundan vazgeç! Çünkü senin Rabbinin emri gelmiştir. Ve muhakkak ki onlara, geri çevrilemez bir azap gelecek verilecek.Hud Suresi / Ayet-77 Ve lemmâ câet resulunâ lûtan sîe bihim ve dâka bihim zer’an ve kâle hâzâ yevmun asîbasîbun. Ve resûllerimiz Lut geldiği zaman onlardan dolayı üzüldü ve içi daralıp, telâşlandı. Ve “Bu, çok kötü zorlu bir gün.” Suresi / Ayet-78 Ve câehu kavmuhu yuhreûne ileyhi ve min kablu kânû ya’melûnes seyyiâtseyyiâti, kâle yâ kavmi hâulâi benâtî hunne etharu lekum, fettekullâhe ve lâ tuhzûni fî dayfî, e leyse minkum raculun reşîdreşîdun. Ve onun kavmi, koşarak onun yanına ona geldi. Ve daha önceden seyyiat kötü şeyler yapıyorlardı. “Ya kavmim, işte bunlar kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Artık Allah’tan sakının, Allah’a karşı takva sahibi olun ve misafirlerimin yanında beni rezil etmeyin. Sizin aranızda irşad eden bir adam yok mu?” Suresi / Ayet-79 Kâlû lekad alimte mâ lenâ fî benâtike min hakkhakkın, ve inneke le ta’lemu mâ nurîdnurîdu. “Andolsun ki; senin de bildiğin gibi, kızların konusunda bir hakkımız isteğimiz yok. Ve muhakkak ki sen, bizim ne istediğimizi maksadımızı elbette biliyorsun.” Suresi / Ayet-80 Kâle lev enne lî bikum kuvveten ev âvî ilâ ruknin şedîdşedîdin. Lut şöyle dedi “Keşke size karşı benim bir kuvvetim olsaydı veya ben, kuvvetli bir taraftara muhkem bir yere sığınsaydım.”Hud Suresi / Ayet-81 Kâlû ya lûtu innâ rusulu rabbike len yasilû ileyke fe esri bi ehlike bi kıt’ın minel leyli ve lâ yeltefit minkum ehadun illemreetekillemreeteke, innehu musîbuhâ mâ esâbehum, inne mev’ıdehumus subhsubhu, e leyses subhu bi karîbkarîbin. Resûller şöyle dediler “Ey Lut! Muhakkak ki biz, senin Rabbinin resûlleriyiz elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamazlar. Hemen gecenin bir kısmında hanımın hariç, ailen ile gece çık, yürü. Sizin içinizden biriniz hiç kimse geri dönmesin dönüp bakmasın. Çünkü; onlara isabet eden şey, ona da isabet edecek. Muhakkak ki onlara vaadedilen vakit, sabah vaktidir. Sabah vakti yakın değil mi?”Hud Suresi / Ayet-82 Fe lemmâ câe emrunâ cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emtarnâ aleyhâ hicâreten min siccîlin mendûdmendûdin. Artık emrimiz geldiği zaman onu o şehri alt üst ettik onu yükseltip alçalttık. Onların üzerine, istif edilmiş dizilip hazırlanmış siccilden pişirilip sertleştirilmiş kerpiçten yapılmış taşlar Suresi / Ayet-83 Musevvemeten inde rabbikrabbike, ve mâ hiye minez zâlimîne bi baîdbaîdin. Rabbinin katında damgalanmıştır işaretlenmiştir. Ve o, zalimlerden uzak Suresi / Ayet-84 Ve ilâ medyene ehâhum şuaybâşuayben, kâle yâ kavmi’budullâhe mâ lekum min ilâhin gayruhgayruhu, ve lâ tenkusûl mikyâle vel mîzâne innî erâkum bi hayrin ve innî ehâfu aleykum azâbe yevmin muhîtmuhîtin. Ve Medyen kavmine, onların kardeşi Şuayb şöyle dedi “Ey kavmim, Allah’a kul olun! Sizin için ondan başka ilâh yoktur. Ölçeği ve tartıyı eksiltmeyin. Gerçekten ben sizi hayırda bollukta, refahta görüyorum. Ve muhakkak ki ben, ihata eden kuşatan günün azabının üzerinize olmasından korkuyorum.”Hud Suresi / Ayet-85 Ve yâ kavmi evfûl mikyâle vel mîzâne bil kıstı ve lâ tebhasûn nâse eşyâehum ve lâ ta’sev fîl ardı mufsidînmufsidîne. Ve ey kavmim, ölçeği ve tartıyı adaletle ölçün yerine getirin! İnsanların eşyalarını haklarını eksiltmeyin. Ve fesat çıkaranlar olarak yeryüzünde bozgunculuk Suresi / Ayet-86 Bakıyyetullâhi hayrun lekum in kuntum mu’minînmu’minîne, ve mâ ene aleykum bi hafîzhafîzin. Eğer siz mü’minlerseniz Allah’ın bakiyesi ticaretin bıraktığı kâr, helâl kazanç sizin için daha hayırlıdır. Ve ben, sizin üzerinize muhafız gözleyici Suresi / Ayet-87 Kâlû yâ şuaybu e salâtuke te’muruke en netruke mâ ya’budu âbâunâ ev en nef’ale fî emvâlinâ mâ neşâ’neşâu, inneke le entel halîmur reşîdreşîdu. “Ya Şuayb! Babalarımızın ibadet ettiği şeyleri ve de mallarımız konusunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Muhakkak ki sen, halimsin, reşidsin rüşde erensin, irşad edensin.” Suresi / Ayet-88 Kâle yâ kavmi e reeytum in kuntu alâ beyyinetin min rabbî ve rezekanî minhu rızkan hasenâhasenen, ve mâ urîdu en uhâlifekum ilâ mâ enhâkum anhanhu, in urîdu illel ıslâha mesteta’tu, ve mâ tevfîkî illâ billâhbillâhi, aleyhi tevekkeltu ve ileyhi unîbunîbu. Şuayb şöyle dedi “Eğer ben, Rabbimden bir delil üzerinde isem ve beni kendinden güzel bir rızıkla rızıklandırdı ise de görüşünüz bu mu? Sizi ondan men ettiğim şeyde size muhalefet etmek istemiyorum. Sadece gücümün yettiği kadar ıslâh etmek istiyorum. Benim başarım ancak Allah iledir. Ben, O’na tevekkül ettim ve O’na yöneldim.”Hud Suresi / Ayet-89 Ve yâ kavmi lâ yecrimennekum şikâkî en yusîbekum mislu mâ esâbe kavme nûhin ev kavme hûdin ev kavme sâlihsâlihın, ve mâ kavmu lûtin minkum bi baîdbaîdin. Ey kavmim, bana karşı gelmeniz, Nuh kavmine veya Hud kavmine veya Salih kavmine isabet eden musîbetlerin bir benzerini, sakın size de isabet ettirmesin! Ve Lut kavmi, sizden uzak Suresi / Ayet-90 Vestagfirû rabbekum summe tûbû ileyhileyhi, inne rabbî rahîmun vedûdvedûdun. Ve Rabbinizin mağfiretini isteyin dileyin. Sonra O’na Resûl veya mürşid önünde tövbe edin. Muhakkak ki benim Rabbim, rahmet eden rahmet nuru gönderen dir, Vedûd’dur seven.Hud Suresi / Ayet-91 Kâlû yâ Şuaybu mâ nefkahu kesîren mimmâ tekûlu ve innâ le nerâke fînâ daîfâdaîfen, ve lev lâ rehtuke le recemnâke ve mâ ente aleynâ bi azîzazîzin. Şöyle dediler “Ya Şuayb, senin söylediklerinin çoğunu biz anlamadık! Ve gerçekten biz, seni içimizde zayıf görüyoruz. Ve senin rahtın sana destek olan gurubun olmasaydı mutlaka seni taşlardık. Ve sen, bize karşı üstün değilsin.”Hud Suresi / Ayet-92 Kâle yâ kavmi e rahtî eazzu aleykum minallâhminallâhi, vettehaztumûhu verâekum zıhriyyâzıhriyyen, inne rabbî bi mâ ta’melûne muhîtmuhîtun. Ey kavmim! Benim rahtım arkadaşlarım, sizin yanınızda Allah’tan daha mı üstün? Ve O’nu Allah’ı unutarak arkanıza attınız önem vermediniz. Muhakkak ki benim Rabbim, yaptıklarınızı ihata eder ilmi ile kuşatır.Hud Suresi / Ayet-93 Ve yâ kavmi’melû alâ mekânetikum innî âmilâmilun, sevfe ta’lemûne men ye’tîhi azâbun yuhzîhi ve men huve kâzibkâzibun, vertekibû innî meakum rakîbrakîbun. Ey kavmim, yapacağınız yapabileceğiniz şeyi yapın! Muhakkak ki ben de yapıyorum. Onu alçaltan azap kime gelir ve kim yalancıdır, yakında bileceksiniz. Ve gözleyin bekleyin. Muhakkak ki ben de sizinle beraber Suresi / Ayet-94 Ve lemmâ câe emrunâ necceynâ ?uayben vellezîne âmenû meahu bi rahmetin minnâ ve ehazetillezîne zalemûssayhatu fe asbahû fî diyârihim câsimîncâsimîne. Ve emrimiz geldiği zaman Şuayb ve onunla beraber âmenû olanları, Bizden bir rahmetle kurtardık. Zalim kimseleri bir sayha ses aldı. Böylece kendi diyarlarında diz üstü çöküp Suresi / Ayet-95 Ke’en lem yagnev fîhâ, e lâ bu’den li medyene kemâ baıdet semûdsemûdu. Orada hiç yaşanmamış gibiydi. Medyen kavmi de, Semud kavminin Allah’ın rahmetinden uzak olduğu gibi Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmadı mı?Hud Suresi / Ayet-96 Ve le kad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ ve sultânin mubînmubînin. Ve andolsun ki; Musa âyetlerimizle ve apaçık bir sultanla Suresi / Ayet-97 İlâ fir’avne ve melâihî fettebeû emre fir’avnfir’avne, ve mâ emru fir’avne bi reşîdreşîdin. Firavun ve onun kavminin ileri gelenlerine Musa gönderdik âyet-96. Fakat onlar, firavunun emrine tâbî oldular. Ve firavunun emri ise irşad edici Suresi / Ayet-98 Yakdumu kavmehu yevmel kıyâmeti fe evredehumun nârnâre, ve bi’sel virdul mevrûdmevrûdu. Firavun, kıyâmet günü kavminin önüne geçerek böylece onları ateşe götürecek. Ve girilen yer ne kötü bir Suresi / Ayet-99 Ve utbiû fî hâzihî la’neten ve yevmel kıyâmehkıyâmeti, bi’ser rifdul merfûdmerfûdu. Ve burada, kıyâmet gününde lânete tâbî tutuldular. Verilen bahşiş ne kötü bir Suresi / Ayet-100 Zâlike min enbâil kurâ nekussuhu aleyke minhâ kâimun ve hasîdhasîdun. İşte bu sana anlattığımız, beldelerin haberlerindendir. Onlardan ayakta kalanlar izleri hâlâ duranlar ve hasat olanlar izleri silinmiş olanlar Suresi / Ayet-101 Ve mâ zalemnâhum ve lâkin zalemû enfusehum fe mâ agnet anhum âlihetuhumulletî yed’ûne min dûnillâhi min şey’in lemmâ câe emru rabbikrabbike, ve mâ zâdûhum gayre tetbîbtetbîbin. Ve Biz, onlara zulmetmedik. Ve lâkin onlar, kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiği zaman Allah’tan başka dua ettikleri ilâhlar, onlara bir fayda sağlamadı vermedi. Ve onların helâklarını artırmaktan başka bir şey Suresi / Ayet-102 Ve kezâlike ahzu rabbike izâ ehazel kurâ ve hiye zâlimehzâlimetun, inne ahzehû elîmun şedîdşedîdun. Halkı zalim olan ülkeleri ahzettiği zaman senin Rabbinin yakalaması işte böyledir. Onun ahzı yakalaması, muhakkak ki çok şiddetlidir, çok Suresi / Ayet-103 İnne fî zâlike le âyeten li men hâfe azâbel âhırehâhıreti, zâlike yevmun mecmûun lehun nâsu ve zâlike yevmun meşhûdmeşhûdun. Muhakkak ki bunda, ahiret azabından korkan kimse için, elbette bir âyet delil vardır. İşte bu, insanların toplanma günüdür. Ve işte bu, şahadet Suresi / Ayet-104 Ve mâ nuahhıruhû illâ li ecelin ma’dûdma’dûdin. Ve Biz, onu o günü, sayılı belirli bir vadedenecelden başka Suresi / Ayet-105 Yevme ye’ti lâ tekellemu nefsun illâ bi iznihiznihî, fe minhum şakıyyun ve saîdsaîdun. O gün gelince, O’nun izni olmaksızın kimse konuşamaz. O zaman onlardan bir kısmı şâkîdir bedbaht, bir kısmı saiddir mutlu.Hud Suresi / Ayet-106 Fe emmellezîne şekû fe fîn nâri lehum fîhâ zefîrun ve şehîkşehîkun. Şâkî olanlara gelince; artık onlar, ateştedir. Onlar, orada yüksek sesle inleyerek ve çok zor bir şekilde soluk soluğa, nefes alıp Suresi / Ayet-107 Hâlidîne fîhâ mâ dâmetis semâvâtu vel’ardu illâ mâ şâe rabbukrabbuke, inne rabbeke fe’âlun limâ yurîdyurîdu. Onlar, semalar ve yeryüzü cehennemin semaları ve arzı durdukça orada ebedî kalanlardır kalacaklardır. Rabbinin dilediği şey cehennemi yok etmeyi dilemesi hariç. Muhakkak ki senin Rabbin, dilediği şeyi Suresi / Ayet-108 Ve emmellezîne suidû fe fîl cenneti hâlidîne fîhâ mâ dâmetis semâvâtu vel ardu illâ mâ şâe rabbukrabbuke, atâen gayre meczûzmeczûzin. Fakat mutlu olanlar, artık cennettedir. Cennetlerin semaları ve arzı durdukça, Rabbinin dilediği şey cenneti yok etmeyi dilemesi hariç, onlar orada ebedî kalanlardır kalacaklardır.Hud Suresi / Ayet-109 Fe lâ teku fî miryetin mimmâ ya’budu hâulâ’hâulâi, mâ ya’budûne illâ kemâ ya’budu âbâuhum min kablkablu, ve innâ le muveffûhum nasîbehum gayre menkûsmenkûsin. Artık sen, onların taptığı şeylerden şüphe içinde olma. Onlar, ancak babalarının önceden ibadet ettiği gibi ibadet ediyorlar onların taptığı şeylere tapıyorlar. Ve muhakkak ki Biz, onların nasiplerini eksiltmeksizin öderiz ödeyenleriz.Hud Suresi / Ayet-110 Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe fahtulife fîhfîhi, ve lev lâ kelimetun sebekat min rabbike le kudiye beynehum, ve innehum le fî şekkin minhu murîbmurîbun. Ve andolsun Musa kitap verdik. Onun hakkında ihtilâfa anlaşmazlığa düştüler. Rabbinden bir söz hesabın kıyâmet gününde görüleceği geçmemiş olsaydı onların aralarında mutlaka hüküm verilmiş olurdu. Muhakkak ki onlar, mutlaka O’ndan Kur’ân’dan şüpheli bir tereddüt Suresi / Ayet-111 Ve inne kullen lemmâ le yuveffiyennehum rabbuke a’mâlehum, innehu bimâ ya’melûne habîrhabîrun. Ve muhakkak ki Rabbin, onların hepsinin amellerinin karşılığını mutlaka onlara öder. Muhakkak ki O, onların amellerinden yaptığı şeylerden haberdar Suresi / Ayet-112 Festekim kemâ umirte ve men tâbe meake ve lâ tatgav, innehu bi mâ ta’melûne basîrbasîrun. Artık sen, sana tövbe ederek, tâbî olanlarla birlikte emrolunduğun gibi istikamet üzere ol. Ve azgınlık yapmayın aşırı gitmeyin. Muhakkak ki O, yaptıklarınızı Suresi / Ayet-113 Ve lâ terkenû ilellezîne zalemû fe temessekumun nâru ve mâ lekum min dûnillâhi min evliyâe summe lâ tunsarûntunsarûne. Ve zalim olan kimselere meyletmeyiniz. O taktirde size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostunuz yoktur. Sonra yardım Suresi / Ayet-114 Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leylleyli, innel hasenâti yuzhibnes seyyiâtseyyiâti, zâlike zikrâ liz zâkirînzâkirîne. Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın kısmında namazı ikame et. Muhakkak ki haseneler kazanılan dereceler, seyyiati kaybedilen dereceleri giderir. İşte bu, zikredenler için bir Suresi / Ayet-115 Vasbir fe innallâhe lâ yudîu ecrel muhsinînmuhsinîne.Meali Ve sabret, muhakkak ki Allah, muhsinlerin ecrini zayi Suresi / Ayet-116 Fe lev lâ kâne minel kurûni min kablikum ûlû bakıyyetin yenhevne anil fesâdi fil ardı illâ kalîlen mimmen enceynâ minhum, vettebeallezîne zalemû mâ utrifû fîhi ve kânû mucrimînmucrimîne.Meali Bu durumda, sizden önceki nesillerden bakiye sahiplerinden asırlarca münkerden nehyedenler ve ma’rufla emredenler onlardan kurtardıklarımızdan pek azı dışındakilerden de bir kısmı, yeryüzünde fesattan nehyetseler men olmaz mıydı? Zalim olanlar, onları şımartan şeylere mal, mülk tâbî oldular. Ve mücrimler suçlular Suresi / Ayet-117 Ve mâ kâne rabbuke li yuhlikel kurâ bi zulmin ve ehluhâ muslihûnmuslihûne.Meali Ve senin Rabbin, halkı ıslâh edici olan beldeleri zulüm ile helâk edici Suresi / Ayet-118 Ve lev şâe rabbuke le cealen nâse ummeten vâhideten ve lâ yezâlûne muhtelifînmuhtelifîne.Meali Ve Rabbin, şâyet dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı. Oysa ihtilâflar devam Suresi / Ayet-119 İllâ men rahime rabbukrabbuke, ve li zâlike halakahum, ve temmet kelimetu rabbike le emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmaînecmaîne.Meali Rabbinin rahmet ettiği Rahîm esmasıyla tecelli ederek rahmet nuru gönderdiği kimseler ihtilâfa düşmeyip Allah’a ulaşmayı dileyenler hariç. Ve onları insanları, bunun için ihtilâfa düşenlerle düşmeyenleri ayırmak için yarattı. Rabbinin ihtilâfa düşenler yani Allah’a ulaşmayı dilemeyenler için sözü tamamlandı Cehennemi mutlaka tamamen insanlar ve cinlerle Suresi / Ayet-120 Ve kullen nakussu aleyke min enbâir rusuli mâ nusebbitu bihî fuâdekfuâdeke ve câeke fî hâzihil hakku ve mev’ızatun ve zikrâ lil muminînmuminîne.Meali Ve sana anlattığımız şeylerin hepsi, resûllerin haberlerindendir. Onlarla senin kalbindeki fuad hassasını fiziğin ötesindeki idrak sağlamlaştırırız. Ve bunda bu haberlerde sana hak, mü’minlere öğüt ve zikir Suresi / Ayet-121 Ve kul lillezîne lâ yu’minûna’melû alâ mekânetikum, innâ âmilûnâmilûne.Meali Ve mü’min olmayanlara de ki “Siz yapmakta olduğunuz şeyleri yapın devam edin. Muhakkak ki biz de yapanlarız.”Hud Suresi / Ayet-122 Ventazırventazırû, innâ muntazırûnmuntazırûne. Meali Ve bekleyin! Muhakkak ki biz de Suresi / Ayet-123 Ve lillâhi gaybus semâvâti vel ardı ve ileyhi yurceul emru kulluhu fa’budhu ve tevekkel aleyhaleyhi, ve mâ rabbuke bi gâfilin ammâ ta’melûnta’melûne.Meali Semaların göklerin ve arzın gaybı Allah’ındır. İşlerin hepsi O’na döndürülür. Öyleyse O’na kul olun ve tevekkül edin. Senin Rabbin, yaptığınız şeylerden gâfil habersiz Kerim Sırasıyla Tüm Sureler Kuran-ı Kerim Hakkında BilgiNüzul İniş Sırasına göre SurelerFatiha SuresiBakara SuresiBakara Suresi FaziletleriYasin suresiKısa Namaz Sureleri
hûd suresi 61 ayet fazileti