🐠 Nahl Suresi 36 Ayetin Tefsiri
(Fussilet suresi, 6. ayet) (x) Fussilet suresi 36. ayetin tefsiri 📕 ve meali 🔊 "Ve de ki: "Rabbim! Şeytanların gizli kışkırtmalarından sana sığınırım. Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım rabbim!" (Mü'minûn suresi, 97-98. ayet) (x) Mü'minûn suresi 97-98. ayetlerin tefsiri 📕 ve meali 🔊
Ayetlerin Tefsir ve Belağat Yönünden Değerlendirilmesi / The Verses 34th Of Surah Ibrahim and 18th Of Surah Nahl Evaluation In Terms Of Interpretation And Rhetorics June 2015 Cumhuriyet
HarunYahya Kuran Tefsiri Nahl Suresi
Nahlsûresinin ilk âyetinden 29. âyete kadar konu tevhîd inancını yerleştirmek, öğretmek, yaymak ve şirki ortadan kaldırmak, en azından alanını daraltmakla ilgilidir. Yüce Allah tek olduğunu bütün delilleri ile ortaya koymasına rağmen inkâr ve şirkte ısrar edenleri nasıl bir sonucun beklediğine de aydınlık
BuAyetin Tefsiri. Nahl Suresi'nin başında, bu ayete kadarki bölüm, çoğunlukla insanoğlunun etrafını çevreleyen varlıklar ve onlar üzerinde düşünmeye, araştırmaya, sırlarına vakıf olmaya davet etmektedir.
36- Biz her millete “Allah’a kulluk ediniz, tağuta (şeytana) tapmaktan sakınınız” diyen bir peygamber gönderdik. Kimini Allah doğru yola iletti, kimi de sapıklığı haketti. Yeryüzünde geziniz de peygamberlerini yalanlayanların sonunun ne olduğunu görünüz.
NahlSuresi, 1. 1 - Allah'ın emri geldi, artık onda acele etmeyin. O (Allah), şirk koştukları şeylerden münezzeh ve Yücedir. 2 - Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden başka İlah yoktur, şu halde Benden korkup-sakının, diye uyarın." 3 - Gökleri ve yeri hak ile yarattı: O, şirk koştukları
Karşılaştır36: Doğrusu biz her ümmete: “Allah’a kulluk edin ve insanları sahte tanrılara tapmaya zorlayan şeytânî güçlerden uzak durun” diye uyaran bir peygamber gönderdik. Allah onlardan bir kısmına doğru yolu nasip etti; bir kısmı da inkârları yüzünden doğru yoldan sapmayı hak etti. Öyleyse yeryüzünde
Nahl Suresi Tefsiri, Türkçe Meali ve Açıklaması. 1- Allah’ın emri geldi. Buradaki kelimesi un tekili, yani Allah’ın ilâhlığı gereğince işler mânâsına “emr” olması muhtemel olduğu gibi, in tekili, yani Allah’ın nefsi gereği, hüküm ve fermanı mânâsına “emr” olması da muhtemeldir. Ve ikisiyle de tefsir
Gonga bile mesela hafif vurdum hafif ses geliyor. Daha kuvvetli vurursam kırarım, inşaAllah. “Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.” (Nahl Suresi, 125-128) “Allah’tan korkarsanız” diyor Allah, “helale harama dikkat ederseniz, iyilik ederseniz, Ben sizinle beraber olurum” diyor Cenab-ı Allah
RadSuresi 31. Ayet Tefsiri. Rad Suresi 32. Ayet Tefsiri. Rad Suresi 33. Ayet Tefsiri. Rad Suresi 34. Ayet Tefsiri. Onlar için dünya hayatında büyük bir azap vardır; âhiret azabı ise elbette daha çetindir; onları Allah’a karşı koruyacak kimse de yoktur. Kaynak : Rad Suresi 35. Ayet Tefsiri. Rad Suresi 36. Ayet Tefsiri
Buayetin üslubu ve içerisindeki meydan okuma, zikir ehlinin şahitliğinin destekleyici mahiyette geleceğini te'yid anlamını taşımakta ve aynı zamanda kitap ehlinin Araplar arasındaki itibarını açıkça ortaya koymaktadır. Tefsiri daha önce geçen İsra, En'am ve Furkan sûrelerinin birçok ayetinde bu hususa değinilmiştir
YH9pQS. “Tâğût” َتوغاَّط kelimesi, “ىغط” kökünden türetilmektedir. Bu kavram sözlükte “haddi aşmak, çok azgınlık yapmak, zulüm ve küfürde çok ileri gitmek, çoğalmak, suyun taşması ve denizin coşması” anlamlarına gelmektedir. Bu kavram türevleri ile birlikte Kur’ân’da kırk yerde geçmektedir. Bakara, 2/15; İsrâ, 17/60; Kehf, 18/80; Tâhâ, 20/45 ve 81; Sâd, 38/55; Kâf, 50/27; Nâziât, 79/17 ve Alak, 96/6. ayetleri bunlardan bazılarıdır. Mastarı “ىَوْغ ط” şeklinde gelir. Şems, 91/11 ayetinde bu şekilde kullanılmıştır. İnsan birtakım nimetlere kavuşup belli bir güç, bilgi ve yeteneğe sahip olduğunda, gurur, kibir ve gaflete kapılarak tuğyan kapısını aralar, bir adım daha öteye geçince Allah’a ortak koşmaya, nefsinin hevâ ve heveslerinin ardından gider. İşte bu hal tuğyan 299 Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân, III, 7. 300 “ َتوغاَّط” kelimesi ise Allah’tan başka kendisine tapınılan her şey için kullanılmaktadır. Kur’ân’da Bakara, 2/256 ve 257; Nisâ, 4/51, 60 ve 76; Mâide, 5/60; Nahl, 16/36 ve Zümer, 39/17. ayetlerinde geçmektedir. Bu ayetlerde sihirbaz, kâhin, azgın cinler, şeytan ve doğru yoldan ayrılanlar “tâğût” diye Kur’ân-ı Kerîm azgınları, başkaları üzerinde ilahlık iddiasında bulunacak kadar sapıtanları ve Nemrud ile Firavun gibi kendisini yeryüzünün tek hâkimi olarak kabul edenleri “tâğût” olarak nitelemektedir. Bakara, 2/257. ayeti buna bir İsmail Hakkı Bursevi v. 1137/1725 de bu kavramı, “şeytan ve sapıklığa çağıran her şey” olarak Ayetin Siyâk-Sibâk İlişkisi Ayetin Öncesi İle Münasebeti Allah Teâlâ bu sureye vahyi yalanlayan, kıyametin kopmasını uzak gören ve Hz. Peygamber’den kendilerini korkuttuğu azabın kıyametin çabucak gelmesini isteyerek alay eden müşrikleri tehdit ile başlamıştır. Müşrikler “Kıyamet yaklaştı.”304 ayeti nazil olduğunda bunu alay konusu yaparak Hz. Peygamber’e “Söylediklerin doğruysa, bizi korkuttuğun azap gelsin de görelim.” demişlerdi. Allah Teâlâ bu sureye “Allah’ın emri geldi. Onu istemekte acele etmeyin.” diye başlayarak kıyametin mutlaka kopacağını, ahiret gününde herkesin huzûr-u ilâhîde hesaba çekileceğini ve hak edenlerin cezalarını bulacaklarını Surenin devamında Allah Teâlâ müşriklerin kendisine ortak koştukları şeylerden uzak ve üstün olduğunu, peygamberleri de kullarını kendinden başka ilah olmadığına dair uyarmaları için gönderdiğini beyan ettikten sonra varlığını, birliğini ve kudretini gösteren delilleri sıralamıştır. Gökleri ve yeryüzünü lüzumsuz yere değil de belli bir hikmete dayanarak yarattığını, gökteki güneş, ay ve yıldızları, geceyi ve gündüzü, yeryüzündeki hayvanları, bitkileri, dağları, yolları, madenleri, yağmuru, denizleri, nehirleri vs. tüm nimetleri yaratarak basit bir su olan meniden yarattığı insanın emrine verdiğini bildirmiştir. Bütün bu yarattıkları şeyleri gözler önüne serdikten 301 el-İsfahânî, Müfredât Kur'ân Kavramları Sözlüğü, s. 635-637. 302 Fikret Karaman vdğr., Dini Kavramlar Sözlüğü, s. 664. 303 İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyâni, IV, 453. 304 Kamer, 54/1. 305 sonra da “Hiç yaratanla yaratmayan bir olur mu?”306 buyurarak, insanları kendi yaptıkları putlara tapmaktan vazgeçmeleri ve kendisine şirk koşmamaları hususunda uyarmıştır. Bundan sonraki bölümde Allah Teâlâ, Mekke’li müşriklerden önceki günahkârların da kendi peygamberlerine türlü tuzaklar kurduklarını, bunun karşılığında da binalarını temelden sarsıp tavanlarını başlarına geçirerek helak ettiğini bildirerek Hz. Peygamber’i teselli Hz. Peygamber’e sinsice tuzak kuranların tuzaklarının boşa çıkacağını, dehşetli kıyamet gününde onları çetin bir azap ile cezalandıracağını ve kendisine ortak koşup ilah edindikleri putları getirerek kendilerine şefaat ettirmelerini isteyeceğini bildirmiştir. Ayetin Sonrası İle Münasebeti Allah Teâlâ surenin devamında dünya hayatında kendisine ortak koşan, öldükten sonra da dirilmeyi ve hesaba çekilmeyi inkâr eden kâfirlere ölenlerin tekrar diriltilmesinin kendisi tarafından verilen ve mutlaka gerçekleşecek olan bir vaat olduğunu, ayrıca bu diriltme işinin kendisi için çok kolay bir hadise olduğunu bildirmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’i bir hidayet ve rahmet rehberi olarak göndermesi, gökten yağmuru indirmesi ve her türlü ihtiyaçlarını karşılamaları için hayvanları yaratıp insanların emrine vermesi, varlıkları annelerinin karnından doğum yolu ile çıkarması gibi delilleri sunarak varlığını, birliğini ve kudretini göstermiştir. Harikulade sanatına işaret eden ve ibret numunesi olan bal arısı kıssasını anlatarak bütün bu nimetleri vereni bırakıp da insanlara böyle nimetler veremeyen şeylere tapmanın ne kadar çirkin bir davranış olduğunu beyan etmiştir. Kendilerine peygamber geldiği halde onu yalanlayanların kendi kendilerine zulmettiklerini ve azabın kendilerini yakalayıvereceğini, şeytanın insana yaptıklarını güzel gösterdiğini, kıyametin ansızın gelivereceğini ve kötü amel işleyenlerin kendilerine cezanın gelmeyeceğinden emin olmamalarını öğütlemiştir. Son bölümde de Hz. Peygamber’e rabbinin yoluna insanları hikmetle ve güzel öğütle davet 306 Nahl, 16/17. 307 Ayette ifade edilen daha önce tuzak kuran kâfirlerden maksadın, Bâbil şehrinde büyük bir kule yaptırıp oradan Allah’ı görmeye ve ona karşı savaşmaya çıkan Nemrud, Allah Teâlâ’nın kendisinin yaptığı kuleyi yerle bir ederek helak ettiği Buhtu’n-Nasr veya Allah’a ve Peygamberlere tuzak kuranların tamamı olduğuna dair çeşitli rivayetler mevcuttur. 307 Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân, XIV, 202. etmesini, inanmayanlarla da güzel bir şekilde mücadele etmesini ve kendisine kurulan tuzaklara karşı kederlenmeyip sabretmesini nasihat etmiştir. Ayetin Tefsiri Allah Teâlâ mevzumuz olan ayetin hemen öncesinde müşriklere iman etmek için kendilerinden önceki kâfirlerin başlarına geldiği gibi ölüm meleğinin canlarını almasını mı, yoksa kıyamet günü mahşerde toplanıp cehenneme konacakları zamanı mı beklediklerini sual etmiştir. Müşriklerin iman etmeyerek, rablerine ortak koşarak, çeşitli günahlar işleyerek ve hakkı inkâr ederek cehennem azabını hak ettiklerini ve kendi kendilerine zulmettiklerini Kureyş kâfirleri alay ederek “Eğer Allah dilemiş olsaydı ne biz, ne de babalarımız putlara tapmazdık. Ve onun emri olmadan bahîra,309 sâibe310 ve diğer hayvanlardan bazılarını kendimize haram kılmazdık. Allah, bizim putlara tapmamıza razı oldu. Eğer o razı olmasaydı ya bizi cezalandırarak bunlardan vazgeçirirdi veya bizi de doğru olan yola sevk ederdi.” demişler ve kendilerince isyanlarına mazeret uydurmaya çalışmışlardı. Allah Teâlâ böyle diyen müşriklere cevaben onlardan önce gelen bazı toplulukların da buna benzer yalanlamalarda bulunduklarını, kendilerince peygamberleri ile alay ettiklerini ve bunun sonucunda da helak edildiklerini bildirmiştir. Yine peygamberlere düşenin açık seçik bir biçimde tebliğden başka bir şey olmadığını, doğru yola iletme ve iman nasip etme işinin ise yalnızca kendisine ait olduğunu Mevzumuz olan 36. ayette Allah Teâlâ “Andolsun biz, her ümmete “Allah’a kulluk edin ve tâğûttan putlara tapmaktan sakının!” diye bir peygamber gönderdik.” buyurmakta ve “Allah dilediği için biz günahkâr olduk.” diyen müşriklere bu mazeretlerinin geçerli olmadığını ve başlarına gelecek vahim durumdan kurtulamayacaklarını bildirmiştir. Uyarıcı bir peygamber vazifelendirmediği hiçbir ümmetin olmadığını, bu ümmetlerden bazılarının peygamberlerinin kendilerine 308 Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân, XIV, 214-215. 309 Cahiliye devrinde beşinci doğumunda dişi deve doğurduğu için kulağı kesilerek salınıverilen devedir. Bu şekilde olan deve artık dokunulmaz statüsüne kavuşur. Sahibi ne sütünden, ne yününden, ne de etinden yararlanabilirdi. Ebû Abdullah Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî, Ahkâmu’l-Kur’ân, Mektebetü Hancı, Kahire, 1980, 1, 144. 310 Cahiliye devrinde, her hangi bir kişinin başına bir dert geldiğinde “Bu dert benden giderse devem sâibe olsun.” diye adayıp ve bahîra gibi salıverdiği devedir. Böylece o deveyi kendisine haram etmiş olurdu. 311 tebliğ ettiği ilâhî hakikatleri iyi niyetleri ile ön yargısız bir biçimde kabul ettikleri için hidayete erdiklerini, bazılarının da inkârcı ve inatçı bir şekilde davrandıkları için hidayete eremeyerek sapıklığa düşmelerinin hak olduğunu ve böylece helak olduklarını açıkça belirtmiştir. Böylece muhatabı olan Kureyş toplumunu yeryüzünde kendilerinden önce yaşayıp Rablerini ve peygamberlerini yalanlayan toplumların başlarına gelenlere bakarak ibret almaları hususunda ikaz Mevdûdî v. 1399/1979 burada müşriklerin insanlık tarihinden kendilerine ders çıkarmaları gerektiğini söyleyerek şöyle bir açıklama getirmiştir Hz. Musa ve İsrailoğulları mı, yoksa Firavun ve kavmi mi Allah’ın azabına çarptırılmıştır? Yine azap Hz. Salih, Hz. Hûd, Hz. Nuh ve diğer peygamberlere inanan kimselere mi, yoksa onları reddeden kimselere mi gelmiştir? Bu tarihi misallerden, kâfir toplumlara bir mühlet tanınmış olduğu ortaya çıkmıyor mu? Allah onlara inkâr ve isyan etmelerine rağmen yine de mühlet vermiştir. Ancak kendilerine yapılan tebliğ ve nasihate rağmen bir toplum dalalet üzerinde ısrar eder ve haddi aşarsa onlara verilen mühlet sona erer ve Allah o toplumu helak Hz. Muhammed sas, Allah’ın kendisine verdiği tebliğ ve irşat vazifesini eksiksiz bir şekilde yerine getirebilmek için bütün insanların iman etmesini canı gönülden istiyor ve bu uğurda adeta kendini tüketiyordu. Allah Teâlâ bu durumda olduğunu bildiği Hz. Peygamber’e müşriklerin iman etmeleri için ne kadar gayret gösterse de iman etmeyeceklerini, çünkü kötü tercihleri sebebi ile bir insan hakkında sapıklık takdir etmişse zorlama ve cebr ile onun hakkında hidayet yaratmayacağını ve onları büyük azaptan kimsenin kurtarmaya gücünün yetmeyeceğini bildirmiştir. Bu durumda kendisini harap etmemesini, kendisinin vazifesinin yalnızca tebliğ olduğunu, hidayet verme yetkisinin de yalnızca kendisine ait olduğunu bildirerek Hz. Peygamber’i teselli etmiştir. Nitekim Mekke’de iken Hz. Peygamber’in tebliğ ettiği hususları inkâr edip sapıklığa düşenlerin çoğunluğu daha sonra iman etmişlerdir. Bu durum ayetlerin Hz. Peygamber’i tatmin ve teselli etmek için nazil olduğunu 312 Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân, XIV, 216-217; Sâbûnî, Safvetü’t-Tefâsîr, III, 305. 313 Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân, III, 25. 314 HAC SURESİ, 22/18. AYETİN TEFSİRİ
nahl suresi 36 ayetin tefsiri